Zumbarayla bayram…

Ağustos 26, 2011

Bayram yaklaştıkça ‘iyilik’ duygusu da artıyor galiba. Aile ve topluluk hissi derinleşiyor. Bugün zumbara ile bir günümü hayal etme günü. Hayalime başlayınca bayram coşkusu da beni etkiledi galiba. Biliyorsunuz zumbarada kazandığınız saatleri başkalarına hediye edebiliyorsunuz. Ben de bu bayram saatlerimi aileme hediye ettiğimi hayal ettim 🙂

Önce anneme 1 saat yolladım. Annem Adana’da yaşıyor durum böyle olunca bu 1 saat ile Merve Özegel‘den Mersin ve Kilis’in tüm sırlarını öğrenerek kendisine haftasonu kaçamak rotaları planladı. Diğer bir saatim ise abim içindi. Ali Kader Erol‘un harika deneyimleri ile o da kendisine bir bisiklet rotası çizdi bu 1 saat ile. İlk kez tur bisikletçiliği yapacağı için Ali Kader Erol‘un ekipman ve doğru bisiklet deneyimleri de baya bir işine yaradı. Bir sonraki tatilini planlamaya şimdiden başladı bu bayramda yani. Son hediyem ise kuzenime (dolaylı olarak da tüm aileye!). Kuzenim de tüm gece boyunca ağlayan ve tüm aileyi uyandıran bebeği için Uyku Meleği Seride‘den 1 saatlik danışmanlık aldı. İnanmazsınız ama artık bebiş 11 saat boyunca uyuyor 🙂

Zumbara ile bir bayram hayalim dayanışma ve armağan kültürüne destek oldu ve böyle mutlu mesut sona erdi…

Siz bayramda neler yapıyorsunuz? Ya da neler hayal ediyorsunuz?

Reklamlar

Küresel koşullar artık toplumları alternatif çözümleri yaşamaya yönlendiriyor. Alternatif ekonomilerin önemi ve gerekliliği hakkında dünya bize bir örnek daha sunuyor:

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25221667/

Yunanistan’da, ekonomik krizin olumsuz etkilerini her geçen daha etkili bir biçimde hissetmeye başlayan Yunan halkı ihtiyacı olan eşya ve ürünleri satın almak yerine kendi aralarında değiş tokuş yapmaya başladı.

ATİNA – Yunan medyası, daha önce ekonomik krizle mücadele eden Arjantin halkı tarafından yapılan ve ”Troueke” olarak adlandırılan bu uygulamanın Yunan halkı tarafından büyük rağbet gördüğünü duyurdu.

Atina, Volos ve Patras gibi büyük kentlerde oluşturulan değiş-tokuş pazarlarında avro kullanılmadan yapılan alışverişlerde, değiş tokuş yapılmak istenilen eşya ve ürünlerin değerlerinin mal sahipleri arasında eski Yunanca’da ”bozuk para-küçük yardım” anlamına gelen ”’Ovolos” birimiyle belirlendiği belirtilen haberlerde, buna göre, örneğin 50 ovolos değer biçilen eşya, ya da ürünlerin aynı değerdeki başka ürünlerle değiştirildiği belirtildi.

Değiş tokuş pazarlarının müdavimlerinden olan Mariya Halari Atina haber ajansı ANA’ya yaptığı açıklamada, ”Hepimizin dolabında iyi durumda olan ancak kullanmadığımız bir çok elbise ve eşya bulunuyor. Bizim için gereksiz olan bir şey başka birine uygun olabilir” dedi.

Eleni Kastrinaki ise, bu çeşit pazarları kadınların kendi aralarında evlerinde de düzenlediklerini belirterek, ”Her seferinde başka bir evde toplanıyoruz ve katılımcılar buraya çalıştığı ofisten yeni arkadaşlar getiriyor. Dışarıya çıkmadan kendi aramızda değiş tokuş yapıyoruz” diye konuştu.

Bu arada, değiş tokuş uygulamasının internet aracılığıyla da uygulanmaya başlanıldığı belirtilen haberlerde, kısa bir süre önce oluşturulan bir ”Trouke” sitesinde, çoğunluğu gençlerden oluşan kayıtlı üye sayısının kısa zamanda 1300’e ulaştığı belirtildi.

Zumbara sisteminde yaşadığımız sorunun üzerinden yaklaşık bir hafta geçti. Hummalı bir çalışma ile bu cuma günü sistemdeki sorunları çözdük, ancak testlere devam edebilmek için size haber vermekte bugüne kadar bekleyelim dedik. Bu bir hafta boyunca telefon, mesaj, e-mail ve emekleri ile bizlere destek olan herkese çok teşekkürler. Bir de baktık ki Zumbara topluluğumuzu oluşturmaya başlamışız bile. Evet, doğru yoldayız!
Bizler çok özlemişiz Zumbarayı, umarım sizler de özlemişsinizdir. O zaman buyurun Zumbara dünyasına, paylaşmaya devam edelim.

Middle East Jam Fest adlı bir organizasyondaydım Ürdün’de. Zumbara sayesinde Orta Doğu’nun her bir yanından gelmiş, sosyal değişim yaratmaya çabalayan 26 inanılmaz kişi ile unutulmayacak bir tecrübe yaşadım.

Döneli 1 hafta oldu, ben de anca gerçekliğe dönebiliyorum zaten. Nasıldı sorusunu nasıl anlatacağımı bilemiyorum diye cevapladım bu 1 hafta boyunca. Gerçekten bilemediğimdendi. Ama deneyeceğim…

Öncelikle bulunduğumuz mekandan başlayayım. Wadi Rum çölü. Elektriğin, cep telefonunun, internetin, bilgisayarın, hiç bir şeyin olmadığı, zaman kavramının farklı anlam kazandığı inanılmaz Wadi Rum çölü. Korkunç güzellikteki dağlar arasında, kırmızı topraklar üzerinde yapılan buluşmalar, sihirli gök kubbe altında güne veda etme ve yeni bir güne merhaba deme, 1 hafta boyunca yalın ayak dolaşma özgürlüğü ve kum tanelerinin kirliliğimizi temizlemesine izin verme. Yani demem o ki doğayla tekrar, baştan bir bağlantı. Her an doğayı hissetme ve doğaya şükran duyma tecrübesi.

2. adım birbirimize bağlanma. Bu organizasyon bir konferans veya bir atölye çalışması değildi. Kısaca jam demişler adına, belki de en iyi açıklama yolu bu olsa gerek. Tek tek herkes kendini, tamamen kendini, iyisi, kötüsü, güzeli, çirkini, mutluluğu, mutsuzluğu… ile, her şeyi ile kendini getirmişti bu haftaya. Herkes, her an, tüm benliği ile tamamen orada, o an’da idi bu 1 hafta boyunca. Maskelerin yavaş yavaş çıkartıldığı, kişisel, derinlerde kalmış hikayelerin paylaşıldığı bu 1 haftada bir topluluk nasıl kurulur, bu topluluk üyeleri paylaştıkça birbirlerine nasıl bağlanır, her birimizde olan sevgi ve ilgi gösterme yeteneği nasıl ortaya çıkmaya başlar onu tecrübeledim. Günler geçtikçe şaşkınlığım daha da arttı. Orada, o zamanda bulunmam bir tesadüf değildi bence. Zumbara ile ilgili okuduğum, kafa yorduğum, tartıştığım, paylaştığım her ortamda sadece düşünce, söz ve yazı olarak ortaya çıkan ifadelerin çok kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor olduğunu görmek, bana bir yerlerden yollanmış bir hediye idi bence:)

3. olarak ise kendime bağlanma aşaması vardı. Zaten Middle East Jam Fest’in kısaltması ME Fest idi. Tabii ben bunu sonradan anladım…Tamamen an’da bulunup, önyargılardan arınarak, hep içime odaklanabilme, niye sorusunun içsel araştırmasının tadına varma, ve bunu etrafımda bulunan herkesin de saflık ve dürüstlükle yapmaya çabaladığını bilip, diğerlerinin tecrübelerinden de öğrenme.

Ne kadar açıklayabildim bilemiyorum ama 1 hafta gibi kısacık bir zamanda kendime, önceden tamamen yabancı olan diğerlerine ve doğaya tüm içtenliğimle bağlandım. Mayasında sevgi olan bir topluluğun parçası oldum. 26 kişi “öbürü” olmaktan gerçek anlamda “arkadaş”a dönüştüler benim için. Son gün düşündüm de o 26 kişinin hiç bir detayını değiştirmezdim. Onları ve topluluğu oldukları gibi kabullenip, oldukları gibi sevdim.

Yani uzun lafın kısası, gelecek sene yapılacak Middle East Jam Fest başvurularını sakın kaçırmayın. Benden demesi!