24-28 Haziran tarihleri arasında gerçekleşen Türkiye Permakültür Buluşması ile ilgili Filiz Telek’in Sürdürülebilir Yaşam adlı blogunda yayınladığı yazının tamamını sizlerle paylaşmak istedik.

Bu buluşmaya Zumbara olarak katılmayı çok istemiş olsak da ne yazık ki zamanı ve mekanı uyduramadığımız için yazılardan ve fotoğraflardan keyfini almaya çalışıyoruz. Bir sonrakine diyerek, yazının tadını çıkarmaya davet ediyoruz sizleri…

Bir hayaldi, gerçek oldu…

Tohumları uzun yıllar önce atılan ilk  Türkiye Permakültür Buluşması, 24-28 Haziran 2011 tarihinde, Bayramiç’e bağlı Muratlar Köyü’nün Yeniköy mevkiinde, 120′den fazla kişinin katılımıyla gerçekleşti.

Bu buluşma, Türkiye’de permakültürü öğrenen, uygulayan, merak eden köylü, kentli, genç, yaşlı, üretici, sürdürelebilir bir yaşam için çözümler arayan insanları bilgi ve tecrübe paylaşımı için biraraya getirdi. Buluşmanın özündeki asıl niyet ise, permakültür topluluğundaki ilişkileri güçlendirmek, işbirlikleri ve dayanışmanın gelişeceği bir alan yaratmaktı.

Buluşmaya katılan herkesin fikri, deneyim ve bilgeliğine inandığımızdan önceden bir gündem oluşturmadık. Dedik ki, her kim permakültürle ilgili bir paylaşım yapmak ister, her kim neyi gündeme getirmek isterse öyle olsun; bu topluluğun ortak aklıyla hareket edelim, herkesin sesi duyulsun, dinlensin. Bunu mümkün kılmak için toplulukların kendi kendilerine organize olmalarına alan açan Açık Alan Teknolojisini kullandık (bkz: Açık Alan Teknolojisi)

Buluşmada, topluluğumuza rehberlik eden bir takım ilkeler vardı, dedik ki:

Birlike yaşayıp öğrenirken …

  • Sorunlar yerine çözümlere odaklanırız
  • “Ben ne değer katabilirim?”i araştırırız
  • Öğrenmek, üretmek, paylaşmak için sorumluluk alırız
  • Düşünce, söz ve hareketlerimizin topluluğumuza ve yeryüzüne etkisinin farkındalığını koruruz
  • Topluluğumuzun günlük ihtiyaçlarının (yemek, bulaşık, temizlik, düzen vs) sorumluluğunu paylaşırız
  • Doğrunun ve yanlışın ötesinde birlik ve beraberlik için diyalog kurarız
  • Kendimize, birbirimize ve yeryüzüne şükran duyarız

Ayrıca permakültür prensipleri;

  • Dünyayı gözet
  • İnsanı gözet
  • Zamanı, kaynakları, enerjiyi doğru kullandığımızda ortaya çıkan fazla kaynakları, üretimi, enerjiyi “dünyayı ve insanı gözetmeye” vakfet

ve Açık Alan Teknolojisi’nin ilkeleri;

  • Her kim gelirse doğru insandır
  • Her ne olursa olması gerekendir
  • Ne zaman başlarsa doğru zamandır
  • Bittiği zaman bitmiştir

ve 2 ayak kuralı

  • Her nerede öğrenmiyorsan ya da katkı vermiyorsan ayaklarını kullan ve öğrenebileceğin ya da katkı verebileceğin bir yere git. yani kalbinin götürdüğü yere git…

bize yol gösterdi.

4 günde pek çok şey konuşuldu, tartışıldı, paylaşıldı. İlk 2 gün “permakültürle ilgili öğrenmek, uygulamak ve paylaşmak istediklerim”, son 2 gün ise “Türkiye’de permakültür işbirliği ve stratejisi” temaları altında yapılan 40′a yakın çalışmadan bazılarının konu başlıkları şöyle:

Permakültürün Temel İlkeleri,  Kompost-Teori&Uygulama Atölyesi, Azot Bağlayabilen Ağaç ve Çalılar (Yerli ve Anadolu Coğrafyasına Uyumlu Türler), Eko-Mimari: Doğal Malzemelerle Yapı Teknikleri Uygulaması, Doğanın Eczanesinden İlkyardım Çantası, Ormanya Ayvacık Gıda Ormanı ve Vakıfköy Akçakoy Ekolojik Yerleşimi,  Şehirde Permakültür Uygulamalar,  Katılımcı Topluluk Oluşturma Teknikleri, Türkiye Permakültür İletişim Ağı ve Permakültür Ekosistemi Haritası, Çocuklarla Doğada Çalışanlar/Vakit Geçirenler Arasında Deneyim Paylaşımı, Permakültür ve Eğitim, Eko-Köyler ve Yerel Üreticiler Arasında Takas-İşbirliği için Somut Araçlar Geliştirilmesi Atölyesi,  Tasarımcıların Permakültüre Bakışı ve Meslek Etiği (Permakültüre Giriş-Bölüm 14: Görünmez Yapılar)

Teknolojinin nimetlerinden faydalanarak Avusturalya’dan Geoff Lawton’la, Amerika’dan Emet Değirmenci’yle skype oturumları yaptık, permakültürle ilgili konuştuk.

Bu çalışmaların yanı sıra, özellikle akşamları, katılımcılar sürdürülebilir ve bütüncül yaşama dair pek çok deneyimlerini paylaştılar: refleksoloji, temel hayatta kalma teknikleri, 1001 gece masalları, Thai Chi uygulaması, Aile dizimi…

Ayrıca ekolojik yerleşimlerden ve çiftliklerden gelen dostlarımız kendi girişimlerini anlattılar, bizleri ziyarete ve dayanışmaya davet ettiler.

Buluşmada bahsi edilmesi gereken 2 güzel etkinlik de gerçekleşti: Buluşmanın ilk günü, kendi yerellerimizden getirdiğimiz çoğu atalık tohumları takas ettik. Büyük bir coşku içinde geçen tohum takası sonucu çeşit çeşit tohum yeni evlerine doğru yola çıktı. Buluşmanın ikinci günü ise, geçtiğimiz Mart ayında kaybettiğimiz, Türkiye’deki ekolojik hareketin öncülerinden Victor Ananias’ı andık. Bayramiç Yeniköy yerleşiminin arazisinde Haziran ayı başında gerçekleşen Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi’nde inşaa edilen yapılardan biri Victor’a adandı.  Türkiye’de ekoloji anlayışının ve ekolojik yaşam tarzının gelişip büyümesini sağlayan Victor’u sevgi ve saygıyla hatırladık…

Yeni bir girişim olmasına rağmen Bayramiç-Yeniköy ekolojik yerleşimi buluşmayı çok güzel ağırladı. Son bir kaç ayda verilen yoğun emeğin ve sevginin karşılığı olan altyapı ve yereldeki ilişkilerinin desteği buluşmada yoğun bir şekilde hissediliyordu. Bayramiç Yeniköy ekibinin yarattığı bolluk bereket ortamı ve misafirperverliği gelecekteki buluşmalar için gerçek bir evsahibi örneği oluşturdu; bu cesur ve cömert ekip, gelecek vizyonlarının ne kadar sağlam olduğunu ortaya koydular ilk Türkiye Permakültür Buluşması’na evsahipliği yaparak…

Türkiye Permakültür Buluşması her anlamda dolu dolu geçti. İşin güzel yanı ise, buluşmada  “lider” konumunda kimse olmayışıydı. Liderlik ve birlikte öğrenme ve yaşama sürecinin sorumluluğu ortak olarak paylaşıldı.  Buluşmanın organizasyonunu yapan ekip sadece lojistik kolaylaştırıcılığı üstlendi, buluşmayı ve birlikte yaşadığımız deneyimi şekillendiren kolektifin gücü ve topluluğumuzun ortak aklı oldu, herkes kendi becerisini, bilgisini, deneyimini, önerisini ortaya koydu, ve hatta topluluğun günlük ihtiyaçları (yemek, bulaşık, temizlik) ortak olarak karşılandı.

ve sonuçta akıllarda kalan yüzlerdeki tebessüm, kalplerdeki umut, dayanışmanın verdiği güç ve yeni işbirliklerine dair heyecan oldu…

daha nice buluşmalara, işbirliklerine, dayanışmaya…

Filiz Telek

Social artist, process designer, poet/writer, intentional nomad, transition host

KUŞ YUVAYI YAPARSA…

Haziran 16, 2011

Filiz Telek’in 4-11 Haziran tarihlerinde gerçekleşen Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi hakkında Sürdürülebilir Yaşam blogunda yazdığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.

Sıcak da oldu, yağmur da yağdı, dolu da…

                                                     Bazen yeterli iş aleti olmadı, bazen yemek çabuk bitti, sona kalanlara çorba pişti.

Sonra eller ayaklar çamurla yoğruldu, kalplerimiz ruhlarımız da birbiriyle, yıldızların altında yaradılışa şarkılar söylendi hep beraber, seslerimiz göğe yükseldi döne döne, evrenin kimbilir hangi köşesine sevgi ve birlik mesajlarını taşıdı.

 Bir rüya mıydı yaşanan diye soruyorum kendime. Neyse ki birlikte yaşanan bir haftanın sonunda ortaya çıkmış, göze görünür, elle dokunulur ortak üretimler var; bunlar, yaşadığımız güzel tecrübenin gerçek olduğunu hatırlatıyor bana…

4-11 Haziran 2011 tarihlerinde, 5 farklı ülkeden 60 kişi Kazdağı’nnda “Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi”nde buluştu. Organizasyonunu ve kolaylaştırıcılığını yaptığım, Penny Livingston Stark ve Janell Kapoor’un eğitmenleri olduğu atölye Kazdağı’nda, Bayramiç’e bağlı Muratlar Köyü’nün Yeniköy mevkiinde Bayramiç Yeniköy grubunun arazisinde gerçekleşti.”

Bir yıla yakın bir süredir bu buluşmaya hazırlanıyordum. Şimdi nereden geldiğini hatırlayamadığım bir dürtüyle yaklaşık bir yıl önce daha önce birlikte çalıştığım permakültür tasarımcısı Penny Livingston Stark ile iletişime geçmiş, Türkiye’de ekolojik mimari ile ilgili bir eğitim çalışması yapıp yapamayacağımızı sormuştum. Onun önerisiyle doğal malzemelerle inşaat konusunda çalışan Janell Kapoor ekibimize katılmış, böylece Haziran 2011’de Türkiye’de düzenleyeceğimiz Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi’ni pişirmeye başlamıştık.

Uzun skype görüşmeleri, lojistik detaylar ve email başında geçen saatler sonrasında atölyenin başlayacağı 4 Haziran günü gelip çattı. Bayramiç Yeniköy grubunun mekanlarında ağırladığı ilk etkinlik olacaktı bu ve her ne kadar evsahiplerimiz büyük bir özveri ve insanüstü bir emekle hazırlanmış olsalar da bir ilki yaşamanın heyecanı vardı üzerimizde. Ve bende tüm organizasyonun sorumluluğunu taşımanın gerginliği…

Sonra, katılımcılar tek tek gelmeye başladılar. Eller sıkıldı, sohbetler başladı, kahkahalar duyuldu sağdan soldan. Çadırlar kuruldu, paçalar sıvandı, ertesi gün başlayacak olan eğitimin hazırlıklarına giriştik hep beraber.

Bir an geldi, herşey kendi ritminde, benim yani etkinliğin koordinatörünün kontrolü dışında akmaya başladı. Ben de herşeyin mükemmel olması ihtiyacını ve bir şeyler ters gider korkusunun yol açtığı gerginliği bir kenara bıraktım, şimdiden kendi hayatını bulmuş olan topluluğumuzun tadını çıkarmaya karar verdim.

Akşam yemeğinden sonraki tanışma çemberinde nasıl zengin ve özel bir insan grubuyla bir arada olduğumuzu farkettik hepimiz. Yıllardır doğayla uyumlu yaşamanın hayalini kurmuş, permakültür felsefesinden ve pratiklerinden ilham almış, hayal ettikleri yaşamı inşaa etmeye kararlı mimar, çiftçi, permakültür tasarımcısı, topluluk örgütleyicisi, eğitimci, sanatçı 60 insan hayatlarının bir haftasını birlikte öğrenerek, paylaşarak, hayal ederek, şarkılar söyleyerek, gülerek eğlenerek geçirirse ne olur?

Çabucacık ritmini buldu topluluğumuz atölyenin ilerleyen günlerinde. Sabahları, kahvaltı öncesi yürüyüşler, yoga, chi gung, tha chi yaptı dileyenler. Kahvaltı sonrası sabah çemberinde biraraya geldik, ufak tefek egzersizler yaptık, günün akışını konuştuk, duyurularımızı paylaştık. Böylece her sabah topluluğumuzun birliğini, bütünlüğünü hissettik.

Sabah çemberini teorik ya da uygulamalı dersler takip etti. Ya ellerinde not defterleri yarı açık kerpiç sınıfa yerleşti katılımcılar, ya da kolları paçaları sıvayıp inşaat uygulamaları yaptığımız alana koştular. Sürekli bir devinim hali, bir üretkenlik, bir öğrenme durumu mevcuttu, zaman zaman gölgede edilen kahve sohbetleri ve öğleden sonra uykularına rağmen.

Gün boyunca atölye katılımcıları bir topluluk olarak yaşamanın gereklilikleriyle de birebir ilgilendiler; kimi yemek hazırlığına el verdi, kimi bulaşığa, kimi temizliğe …Bu bizi daha da birbirimize bağladı, ihtiyaçlarımızı kolektif olarak gidermek aramizdaki dostluğun güçlenmesini sağladı.

Akşam yemeğinden sonraki sunumları, ateş başı sohbetleri ve müzik takip etti. Bazen bizi ziyaret eden bir dostumuz atölyemizle ilgili bir hikayeyi paylaştı, bazen yerelden müzisyenler sürpriz yapıp bizi şenlendirdi, bazen de katılımcılarımız enstrümanlarını çıkarıp doğaçlama müzik yaptılar hep beraber. Penny’nin öğrettiği şarkıları söyledik sonra, “göğe doğru, yıldızlara söyleyin, yaradılışa ithafen” diye coşturdu bizi Penny, biz de aynı coşkuyla söyledik şarkılarımızı, birbirimize kenetlendik, her şarkı da aramızdaki görünmez bağlar biraz daha güçlendi.

Ağırlıklı uygulamalı geçen atölyede  doğal materyallerin özellikleri, duvar sistemlerinin avantajları ve dezavantajları, kerpiç tuğla yapımı, mevki seçimi, pasif solar tasarım, temel ve çatı sistemleri, doğal sıva, doğal boya gibi konular işlendi; ayrıca kerpiç, saman balyası, cob, slip straw, pajhereke, chorizo gibi teknikler ve sadece yerel, doğal malzemeler kullanılarak iki ufak yapı ve bir bahçe duvarı inşaatı tamamlandı.

Ne zaman etrafıma baksam içi gülen gözler gördüm, birbirini takdir eden, hayata, sahip olduğumuz güzelliklere, yaşadığımız dayanışmaya şükran duyan, bir topluluk olmanın bilincini ve sorumluluğunu paylaşan insanlar gördüm. Hayat hep böyle olsa diye iç geçirdik bolca, doğanın dilini konuşsak hep, gülerek eğlenerek öğrensek, dayanışarak üretsek, paylaşarak bolluk bereket yaratsak birlikte…

Bir hafta, adeta bir aşk sarhoşluğu içerisinde geçiverdi. Kolektif öğrenme ve üretme süreçlerinde, ortak aklın ve birlik, beraberliğin gücüyle, “aşk”ı hisseden, farklı bir varoluş şeklini deneyimleyen gruplar görmüştüm daha önce ama hep yurtdışında. Türkiye’de ilk defa şahit oluyorum böylesine büyülü, şifalı ve “aşk” kokulu bir grup dinamiğine.

Neden böyle oldu derseniz, bir grup süreçleri kolaylaştırıcısı ve topluluk örgütleyicisi olarak şunu söyleyebilirim, güçlü bir kolektif deneyim için doğru koşullar oluşmuştu:

–          etkinliğin ve bireylerin etkinliğe katılma amaçları netti ve öğrenme motivasyonu yüksekti

–          grupta çeşitlilik yüksekti: kadın-erkek dengesi, kültürel çeşitlilik, farklı nesillerin birarada bulunması gibi…

–          zihin-vücut-kalp/ruh dengesi – öğrenirken sadece zihnimizle öğrenmedik, teori ile pratiği dengeledik, ellerimizle, vücudumuzla çalıştık

–          doğanın içinde, doğayla olmak – nefis bir coğrafyada, doğanın dinginliği ve güzelliği ile çalıştık

–          sosyal mimari – atölyenin en başından itibaren sosyal dinamiklere önem verdik, öğrenme sürecini sosyal dinamikleri de göz önüne alarak tasarladık, ufak tefek diyalog egzersizleriyle sosyal bağların oluşmasını destekledik

–          birlikte, ellerimizle çalışarak üretim yapmak ve süreç sonunda güzel, fonksiyonel bir ürün yaratmış olmanın tatmini

–          bir topluluk olarak ihtiyaçlarımızı ortaklaşa gidermek – mesela atölyeden hatırladığım en keyifli anlardan biri katılımcıların akşam yemeğinden sonra hep birlikte bahçeden toplanan baklayı ayıklamalarıydı.

–          müzik, şarkı, dans, kutlama! tüm etkinlik boyunca müziğimiz, şarkılarımız, dansımız eksik olmadı; her akşam, birlikte geçirdiğimiz güzel günü kutladık, yıldızların altında, ateş başında…

Atölye boyunca enerjisi ve motivasyonu oldukça yüksek olan grubumuz, doğal inşaat tekniklerini öğrenmekle kalmadı, hem yeni dostluklar kuruldu, hem de gelecek işbirliklerinin tohumları atıldı. Bunun yanısıra Türkiye’de bir ekolojik mimari ve doğal yapı ağının oluşumu için çalışılmasına karar verildi. Mimar, çiftçi, permakültür tasarımcısı, topluluk örgütleyicisi, eğitimci, sanatçı olan bizler, sürdürülebilir yaşam ve permakültür felsefesinin bir yansıması olarak doğal ve yerel materyallerle, basit, güzel, sağlıklı, doğayla uyumlu yapıların işbirliği ve dayanışma içerisinde yapılması ve yaygınlaşması konusunda çalışma kararı aldık…
Bu sebeple bir ağ ve topluluk oluşturulması yönünde ilk adımları da atmış bulunuyoruz. 
Bir facebook sayfası açtık: https://www.facebook.com/EkolojikMimari.DogalYapi.Agi
Bir de google iletişim grubu kurduk: http://groups.google.com/group/ekomimari

Konuyla ilgilenenlerin bu platformlar aracılığıyla biraraya gelip uygulamalarla öğrenmeleri, özellikle yereldeki ekolojik mimari ve doğal yapı tekniklerinin korunarak yeni nesillere aktarılması ve Türkiye’nin her yerinde doğal yapıların imece usulü yapılarak çoğalması temennimiz…

Bir katılımcının atölyede söylediği gibi…

“Bir kuş bile yuvasını kendi yapıyorsa, biz neden yapmayalım?”

Filiz Telek
sürdürülebilir yaşam ve katılımcı grup süreçleri kolaylaştırıcısı,
topluluk örgütleyicisi,
yazar

4-11 Haziran tarihleri arasında Çanakkale, Bayramiç’de gerçekleşecek Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesinin duyurusunu yapmak istedik katılmak isteyeceklere ulaşabilmek adına. Atölyenin detaylarını aşağıda görebilirsiniz.

Bir ev düşünün yaşayan, nefes alan…öyle bir ev ki, iklimlere göre kendi doğal ısısını muhafaza eden, suyunu toplayan, atıklarını yöneten, enerjisini üreten, becerikli eller ve doğal malzemelerle, içinde yaşayanların sağlığı ve refahı için sevgiyle yapılmış bir ev…

Türkiye’de ekolojik mimari ve doğal yapılarla ilgili uygulamalı bir atölye çalışması organize ediyoruz!

Amerikalı iki uzman eğitmenin – Janell Kapoor ve 2009′da ülkemizde iki permakültür eğitimi vermiş olan Penny Livingston Stark – yöneteceği atölye çalışması 4-11 Haziran 2011′de Kazdağı’nda Bayramiçyeniköy (http://bayramicyenikoy.blogspot.com/) girişiminin ekolojik yerleşiminde gerçekleşecek.

Bu atölyenin amacı Türkiye’de hali hazırda var olan ekolojik mimari yaklaşımların yanısıra tüm dünyada kullanılan bazı temel tekniklerin paylaşılması ve Türkiye’de pratik ve uygulamalı, işbirliği ve imeceye dayanan bir ekolojik mimari hareketinin ve topluluğunun temellerinin atılması…

Uygulamalı ve Türkçe çeviri ile gerçekleşecek olan atölyemiz, ekolojik mimari ve doğal yapı tekniklerine genel bir giriş, tasarım, doğal inşaat materyallerini avantajları ve dezavantajlarıyla tanıma ve temel, duvar, sıva, rötuşlarla ilgili ekolojik yöntemleri kapsıyor.

Daha detaylı bilgi için lütfen davetiyeye ve kayıt formuna bir göz atın:

http://surdurulebiliryasam.wordpress.com/2011/02/28/ekolojik-mimari-ve-dogal-yapi-atolyesi/

Eğer siz de seveceğiniz ve sizi sevecek bir ev ya da yapılar yapmayı öğrenmek ya da en azından ekolojik mimari ile ilgili bilgi ve deneyim sahibi olmak istiyorsanız, bu atölye çalışması sizin için!

Sorularınız ve kayıt için Filiz Telek’le iletişim kurabilirsiniz: filizatbaraka@gmail.com


10 Kasım akşamı saat 20.00’de heyecanlı bir şekilde telefonu mu çevirdim. Taaa Balıkesir, Altınoluk’lara gitti telefonumun teli, ve Zumbara üzerinden yazıştığım İlknur Urkun ile tatlı bir paylaşıma başladık. Kendisinin permakültür tasarımı ve bilgi paylaşımı adlı arzına taliptim. Servisin açıklaması da şöyle: “permakültür hakkinda teorik bilgi, pasif günes enerjisi, yagmur suyu hasadi, atik su aritma, kompost, vermikompost, sebze yataklari, malç, kardes bitkiler, bitkisel gübreler gibi bahçecilik konularinda bilgi ve uygulama destegi ile permakültür tasarimi hizmeti verebilirim”. Kendisi bana daha önce konu ile ilgili hazırladığı bir sunumu yollamıştı, paylaşımda da bunun üzerinden gittik zaten.

Ne zamandır ilgimi çeken permakültür hakkında İlknur’dan öğrenirken çok büyük zevk aldım. Merak ediyorsunuzdur diye, notlarımı paylaşayım sizlerle. Neler hakkında mı konuştuk?

  • Permakültürün temelinde ihtiyaçlarımızı kendi kendimize, küçük topluluklar halinde sağlamak yatıyor.
  • Permakültürün ahlaki esasları -Yeryüzünü Gözetme, İnsanları Gözetme ve Adil Dağılım. Adil dağılım derken hem adil paylaşım hem de tüketimi azaltmaktan bahsediyoruz. Enerji ihtiyacını düşürmek üzerine çalışma gerekliliği. Kendi üretebileceğin kadar enerji tüketmeye çabalama durumu.
  • Permakültür en sürdürülebilir yöntemi, insanın doğaya ayak uydurarak, kendi ihtiyaçlarını karşılaması olarak belirtmekte. Doğaya ayak uydurmak, kaynaklarımızı doğadan bulmak ve bulamadığımız anda da yok olmayı göze almak gerekmekte.
  • Yine harcadığımız iş gücünü azaltmak prensipleri mevcur permakültürde. Zamanımızı harcama ve üretim biçimimize bakacak olursak; başkalarının ihtiyacını karşılamak için aynı işi yapıyoruz. Bu verimsiz ve doğal olmayan bir süreç. Yaptığımız işi ve hayat biçimimizi doğru tasarlayacak olursak, fazla çalışmamıza gerek kalmayacak. Yani permakültür bir tasarım bilimi, hayatı ve yaşayış biçimini rasyonel tasarlamadan bahsediyor.
  • Doğadaki gen havuzunun küçülmesinden ve bunun dayanıklılığımızın düşmesine olan etkisinden bahsettik. Yediğimiz yemeklerin %50’si mısırdan üretiliyor. Yakında neredeyse tek bir gıda ile besleneceğiz.
  • Aynı zamanda permakültür çalışanları yardım gereken bölgelere de ekipler göndermekte. Mesela Haiti’de bölgedeki insanların değişen koşullara, sürdürülebilir yaşam koşulları tasarlamasına yardım etmek için bir çok permakültür çalışanı gitmiş.
  • Bahsettiğimiz örneklerin bir çoğunda geleneksel olandan örnekler mevcuttu. Mesela çocukluğumda babamın köyünde görmeye alıştığım kompost tuvalet yöntemleri, kerpiç evler vs. Permakültürün buna yorumu ise modern&doğal yaşam ile denge. Geleneksel olandan doğru uygulamaları alıp, modern yaşamdaki gelişmişliği de kullanarak hayat tarzımızı ilkeler doğrultusunda yeniden tasarlamamız.
  • Tarım ile ilgili olarak da, permakültür bildiğimiz anlamda tarım yerine doğanın bize verdikleri ile tarım yapmaktan bahsediyor. Bu anlamda orman bahçeleri, orman mimarisi, ekosistem oluşturma, 3 kız kardeş metodu vb. bir çok şeyi konuştuk. Para kazandırmayan bitkilerin değersiz sayılıp, sökülüp atılması ve bu bitkilerin yarattığı diğer yan faydaların boşa sayılmasının, doğanın dengesinde yarattığı sorunlardan bahsettik.
  • Bir kaç film önerisi: Greening the Desert, Dirt the Movie ve Gas Land
  • Bir kaç kitap önerisi: Ekin Sapı Devrimi : Doğal Tarıma ve Doğal Hayata Geçiş ve Gaya’s Garden
  • Bir kaç web sitesi önerisi: http://permakulturplatformu.org/http://marmaric.org/

Yani, sabırlı olup doğayı izlemeli, dinlemeli, hissetmeli ve ondan öğrenmeyi bırakmamalıyız. Aradığımız soruların tüm cevabı onda diyebiliriz galiba.

Konuştuklarımızın çok kısa bir özeti bu. Konunun detaylarında kullanılan hikayeler, İlknur’un bilgi birikimini, konuya duyduğu tutkuyu ve konuyu sıkmadan anlatabilmedeki yaratıcılığını gösteriyordu. Ben 2 saatimi yolladım kendisine 🙂

Sizde bulunduğunuz paylaşımların hikayesini paylaşmak isterseniz info@zumbara.com’a ulaştırabilirsiniz. Böylelikle Zumbara blogunda yayınlayabiliriz.

Herkese mutlu paylaşımlar!