Geçen sene Ürdün’de iken çok şaşırdığım bir olay yaşamıştım. 3 kişi konuşuyorduk. 1. kişinin çok zevkli bir bilekliği vardı. 2 kişi bu bilekliği nereden aldığını sordu. 1. kişi Ahmet’in kendisine hediye ettiğini söyleyince, 2. kişinin yüzündeki gülümsemeyi görmeliydiniz. Çok beklemeden kendisi sebebini bildirdi: ‘Bayılıyorum hediyelerin el değiştirip yeni sahiplerini bulmasına. Bu bilekliği ben geçen sene Ahmet’e vermiştim ve şimdi o da sana. Hediyelerin yolculuğu devam etmeli…’

Türkiye’de hediye olan verilmez anlayışından/inancından dolayı beni baya bir düşündürdü bu olay. Daha sonra okuduğum
Lewis Hyde’ın  ‘Armağan’ kitabı sonucunda hediye ekonomisi ve hediye kültürünün detaylarını keşfe çıktıkça kendimi de hediyeler konusunda eğitmeye başladım. İlginç bir şekilde nesnelerime bağlı olduğumu ve aslında kendi eşyalarımı başkalarına hediye etmediğimi fark ettim. Oysa hayatım boyunca etrafımdaki arkadaşlarım beğendiğim eşyalarını bana vermek konusunda bir an bile tereddüt etmemişlerdi…

Dün NetSquared aktivitesinde Duygu Şendağ’ın ‘Armağan Kültürü’ hakkındaki söyleşisine katılmışken Privatto Cafe’nin samimi çalışanlarından Necla Hanım kolyemi beğendi ve nereden aldığımı sordu. Ve işte an o andı. Daha önce başkasının bana hediye ettiği kolyeyi çıkarıp onun boynuna astığımda yüzündeki şaşkınlık görmeye değerdi. Hediyelerin yolculuğu devam ederken benim de kelebek etkisi 4. görevim tamamlandı:)

Reklamlar