Zumbara ekibi olarak uzun zamandır antenlerimiz sürekli açık. Neye mi? Alternatif ekonomi, hediye kültürü, zaman bankası, paradigma değişimi, sosyal değişim ve sosyal teknolojiler ile ilgili dünyada olan her şeye. Bu dünya görüşümüzü, kişisel dönüşümümüzü, etrafımızdaki arkadaşlarımızı, dokunduğumuz çevreyi ve zumbara kültürünü doğrudan etkilemekte. Bu konularda özellikle türkçe içerik bulma zorluğu bizim öğrendiklerimizi paylaşma, birlikte yorumlama ve birbirimizden öğrenerek farkındalığımızı arttırma konularında sorumlu hissetmemize sebep olmakta. Buyrun o zaman birlikte bakalım dünyanın hallerine!

Dünyanın 1001 türlü hali var. Zumbara için İspanya’dan Türkiye’ye dönüş yaptığım tarihlerdi. Bir ‘parasız gün’ yapma hayalim vardı: tüm alternatif yaşam tarzını yaşayan kişiler ve kurumlar bu günde bir araya gelseydik ne güzel olurdu. Türkiye’de neler oluyor diye internet araması yaparken, slow food gençlik ve permakültür alanlarında aynı isimle karşılaştım-Filiz Telek- ve mesaj attım kendisine. Eeee tesadüf bu ya aynı gün kendisinden bir e-mail aldım başka bir konuyla ilgili. O günden itibaren paylaşmaya devam ediyoruz.

Sürdürülebilir yaşam, paradigma değişimi ve online ve offline topluluk oluşturma konularında sıkça ilham aldığımız bir isim Filiz Telek. Türkiye’de bu konularda içerik yaratan, dünyadaki bir çok alternatif projeye ve vizyon sahibi kişilere bağlantısı olan, kendisi de vizyonu ile Zumbaraya destek olan sevdiğimiz ve saygı duyduğumuz bir kişilik. Bugün Filiz Telek’in hayatından bir kaç proje paylaşmak istiyoruz sizlerle:

Sürdürülebilir Yaşam blogu, hayatı kutlamak için yazdığı sürdürülebilir yaşam ile ilgili bir çok gelişmeyi bulacağınız bir blog. İçerikler tamamen Türkçe. Bu blogdan paylaşmak istediğimiz bir yazı da Filiz Telek’in katkıları ile bu sene Haziran ayında Bayramiç’de gerçekleşen Türkiye Permakültür Buluşması ile ilgili. Bu buluşmanın içeriği katılımcıların zenginlikleri ile doldurulmuş. Herkes paylaşım yapmak istediği konuyu belirtip bir ajanda oluşturulmuş ve bu konu ile ilgilenen katılımcılar sayesinde de küçük topluluklar halinde paylaşımlar gerşekleşmiş. Bu zenginliğe göz atmanızı öneririz. Paylaşımların notlarını bağlantıda bulabilirsiniz.

Filiz’in diğer bir projesi ise bizi çok heyecanlandıran ‘Brave New World (Cesur Yeni Dünya)’ serüveni. Son 2 yıldır göçebe yaşayan ve kendisindeki hediye ve yeteneği hayata sunmak için hayatını tamamen akışına bırakan Filiz, ilham dolu başka bir macera ile geliyor bu sefer. İçinde bulunduğumuz değişim dönemine şahitlik etmek için yollarda olmaya devam edecek olan Filiz için bu yolculuk hem kişisel dönüşüm hem de dünyadaki güzel değişimleri kitlelerle paylaşarak ilham yaratma yolculuğu. Filiz Telek bu serüvenini inandığı bir yöntem olan ‘crowdfunding’ ile finanse etmeyi planlamakta. ‘Crowdfunding’ kişilerin finansal desteklerini belirli bir projeye yönlendirmesini ve bireylerin katılımını arttırarak değişimin bir ucundan tutmalarını sağlayan harika bir yöntem. Artık bir hayaliniz, fikriniz, projeniz varsa ihtiyacınız olan finansal kaynağı eşinizden, dostunuzdan, sizin gibi düşünen insanlardan bulup buluşturabilirsiniz. Diğer taraftan ise bir projeniz yoksa ama hayatınızda bir anlam yaratmak istiyorsanız, ufacık da olsa inandığınız projeleri destekleyebilirsiniz. Emin olun ufacık destekler bile büyük değişikliklere sebep olabilmekte. Ben Filiz Telek’in gönülden desteklediğim ‘Cesur Yeni Dünya’ serüveni için karınca kararınca $10 ile destek vererek bu değişime katkıda bulunuyorum. İlk 24 saatte $325 toplandı bile. Yuppi 🙂

Filiz Telek’e hayallerinin peşinden gittiği, hayata güvendiği ve hayatın kendisine sunduğu hediyeleri tekrar hayata sunduğu için şükranlarımı sunuyorum.

Reklamlar

Geçen Ekim ayında Ürdün’de Middle East Jam Fest adlı etkinlikte çok farklı bir tecrübe yaşamış ve yaşadıklarımı  “Doğaya, birbirimize ve kendime bağlanma tecrübesi…” adlı yazımda paylaşmıştım.

Güzel haberlerim var. Buna benzer bir tecrübeyi yaşayabileceğiniz Anadolu Jam bu sefer Türkiye’de düzenleniyor. Kaçırmayın derim:) Detayları aşağıda bulabilirsiniz.

Anadolu Jam:

Yaşamı dönüştürenler için bir buluşma

2-6 Eylül 2011

Bayramiç, Kazdağı

Sosyal, ekolojik ve ekonomik değişim ve toplumsal dönüşümle ilgili çalışan, 18-35 yaşları arasında genç bir lider misiniz? O zaman davetimiz size…

Anadolu Jam, Türkiye’nin her köşesinden, sosyal, ekolojik ve ekonomik değişime ve toplumsal dönüşüme kendilerini adamış 20 genç lideri 5 gün için biraraya getirecek. 2-6 Eylül 2011’de Kazdağı’nda gerçekleşecek buluşmada, katılımcılar paylaşımı, derinden dinlemeyi, kendilerini keşfi, sistemik düşünceyi ve topluluk oluşturmayı deneyimleyecek, bunlarla ilgili beceriler edinecek.

Jam nedir?

Jam, bir konferans, seminer ya da sıradan bir toplantı değildir. Jam, değişimin 3 boyutta yaşandığı bir buluşmadır: kişisel (içsel), topluluk (ilişkiler) ve sistemik (bütün). “Jam” ismi, caz müzisyenlerinin biraraya gelip doğaçlama müzik yapmalarından esinlenilerek kullanılmıştır.

Anadolu Jam’de, katılımcılar hem güvenli bir dayanışma ortamında kendi yolculuklarını ve çalışmalarını paylaşırken bunları gözden geçirme ve değerlendirme fırsatı bulacaklar, hem de sistem düşüncesi, topluluk oluşturma, sosyal ağ kurma, katılımcı grup süreçleri gibi konularda beceriler edinecekler.

Daha çok bilgi için lütfen aşağıdaki davetiyeyi ve başvuru formunu inceleyin:

Anadolu Jam Davetiye

Anadolu Jam Başvuru Formu

Son başvuru tarihi 12 Ağustos 2011. 
Lütfen ağlarınızla ve tanıdığınız genç liderlerle paylaşın. Teşekkürler…

not: yoğun başvuru geleceğini düşünerek ve katılımcıların seçimi başvuru formları üzerinden değerlendirileceği için, başvuru yapacakların formu dikkatle ve tam olarak doldurmasını öneririz…

 

KUŞ YUVAYI YAPARSA…

Haziran 16, 2011

Filiz Telek’in 4-11 Haziran tarihlerinde gerçekleşen Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi hakkında Sürdürülebilir Yaşam blogunda yazdığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.

Sıcak da oldu, yağmur da yağdı, dolu da…

                                                     Bazen yeterli iş aleti olmadı, bazen yemek çabuk bitti, sona kalanlara çorba pişti.

Sonra eller ayaklar çamurla yoğruldu, kalplerimiz ruhlarımız da birbiriyle, yıldızların altında yaradılışa şarkılar söylendi hep beraber, seslerimiz göğe yükseldi döne döne, evrenin kimbilir hangi köşesine sevgi ve birlik mesajlarını taşıdı.

 Bir rüya mıydı yaşanan diye soruyorum kendime. Neyse ki birlikte yaşanan bir haftanın sonunda ortaya çıkmış, göze görünür, elle dokunulur ortak üretimler var; bunlar, yaşadığımız güzel tecrübenin gerçek olduğunu hatırlatıyor bana…

4-11 Haziran 2011 tarihlerinde, 5 farklı ülkeden 60 kişi Kazdağı’nnda “Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi”nde buluştu. Organizasyonunu ve kolaylaştırıcılığını yaptığım, Penny Livingston Stark ve Janell Kapoor’un eğitmenleri olduğu atölye Kazdağı’nda, Bayramiç’e bağlı Muratlar Köyü’nün Yeniköy mevkiinde Bayramiç Yeniköy grubunun arazisinde gerçekleşti.”

Bir yıla yakın bir süredir bu buluşmaya hazırlanıyordum. Şimdi nereden geldiğini hatırlayamadığım bir dürtüyle yaklaşık bir yıl önce daha önce birlikte çalıştığım permakültür tasarımcısı Penny Livingston Stark ile iletişime geçmiş, Türkiye’de ekolojik mimari ile ilgili bir eğitim çalışması yapıp yapamayacağımızı sormuştum. Onun önerisiyle doğal malzemelerle inşaat konusunda çalışan Janell Kapoor ekibimize katılmış, böylece Haziran 2011’de Türkiye’de düzenleyeceğimiz Ekolojik Mimari ve Doğal Yapı Atölyesi’ni pişirmeye başlamıştık.

Uzun skype görüşmeleri, lojistik detaylar ve email başında geçen saatler sonrasında atölyenin başlayacağı 4 Haziran günü gelip çattı. Bayramiç Yeniköy grubunun mekanlarında ağırladığı ilk etkinlik olacaktı bu ve her ne kadar evsahiplerimiz büyük bir özveri ve insanüstü bir emekle hazırlanmış olsalar da bir ilki yaşamanın heyecanı vardı üzerimizde. Ve bende tüm organizasyonun sorumluluğunu taşımanın gerginliği…

Sonra, katılımcılar tek tek gelmeye başladılar. Eller sıkıldı, sohbetler başladı, kahkahalar duyuldu sağdan soldan. Çadırlar kuruldu, paçalar sıvandı, ertesi gün başlayacak olan eğitimin hazırlıklarına giriştik hep beraber.

Bir an geldi, herşey kendi ritminde, benim yani etkinliğin koordinatörünün kontrolü dışında akmaya başladı. Ben de herşeyin mükemmel olması ihtiyacını ve bir şeyler ters gider korkusunun yol açtığı gerginliği bir kenara bıraktım, şimdiden kendi hayatını bulmuş olan topluluğumuzun tadını çıkarmaya karar verdim.

Akşam yemeğinden sonraki tanışma çemberinde nasıl zengin ve özel bir insan grubuyla bir arada olduğumuzu farkettik hepimiz. Yıllardır doğayla uyumlu yaşamanın hayalini kurmuş, permakültür felsefesinden ve pratiklerinden ilham almış, hayal ettikleri yaşamı inşaa etmeye kararlı mimar, çiftçi, permakültür tasarımcısı, topluluk örgütleyicisi, eğitimci, sanatçı 60 insan hayatlarının bir haftasını birlikte öğrenerek, paylaşarak, hayal ederek, şarkılar söyleyerek, gülerek eğlenerek geçirirse ne olur?

Çabucacık ritmini buldu topluluğumuz atölyenin ilerleyen günlerinde. Sabahları, kahvaltı öncesi yürüyüşler, yoga, chi gung, tha chi yaptı dileyenler. Kahvaltı sonrası sabah çemberinde biraraya geldik, ufak tefek egzersizler yaptık, günün akışını konuştuk, duyurularımızı paylaştık. Böylece her sabah topluluğumuzun birliğini, bütünlüğünü hissettik.

Sabah çemberini teorik ya da uygulamalı dersler takip etti. Ya ellerinde not defterleri yarı açık kerpiç sınıfa yerleşti katılımcılar, ya da kolları paçaları sıvayıp inşaat uygulamaları yaptığımız alana koştular. Sürekli bir devinim hali, bir üretkenlik, bir öğrenme durumu mevcuttu, zaman zaman gölgede edilen kahve sohbetleri ve öğleden sonra uykularına rağmen.

Gün boyunca atölye katılımcıları bir topluluk olarak yaşamanın gereklilikleriyle de birebir ilgilendiler; kimi yemek hazırlığına el verdi, kimi bulaşığa, kimi temizliğe …Bu bizi daha da birbirimize bağladı, ihtiyaçlarımızı kolektif olarak gidermek aramizdaki dostluğun güçlenmesini sağladı.

Akşam yemeğinden sonraki sunumları, ateş başı sohbetleri ve müzik takip etti. Bazen bizi ziyaret eden bir dostumuz atölyemizle ilgili bir hikayeyi paylaştı, bazen yerelden müzisyenler sürpriz yapıp bizi şenlendirdi, bazen de katılımcılarımız enstrümanlarını çıkarıp doğaçlama müzik yaptılar hep beraber. Penny’nin öğrettiği şarkıları söyledik sonra, “göğe doğru, yıldızlara söyleyin, yaradılışa ithafen” diye coşturdu bizi Penny, biz de aynı coşkuyla söyledik şarkılarımızı, birbirimize kenetlendik, her şarkı da aramızdaki görünmez bağlar biraz daha güçlendi.

Ağırlıklı uygulamalı geçen atölyede  doğal materyallerin özellikleri, duvar sistemlerinin avantajları ve dezavantajları, kerpiç tuğla yapımı, mevki seçimi, pasif solar tasarım, temel ve çatı sistemleri, doğal sıva, doğal boya gibi konular işlendi; ayrıca kerpiç, saman balyası, cob, slip straw, pajhereke, chorizo gibi teknikler ve sadece yerel, doğal malzemeler kullanılarak iki ufak yapı ve bir bahçe duvarı inşaatı tamamlandı.

Ne zaman etrafıma baksam içi gülen gözler gördüm, birbirini takdir eden, hayata, sahip olduğumuz güzelliklere, yaşadığımız dayanışmaya şükran duyan, bir topluluk olmanın bilincini ve sorumluluğunu paylaşan insanlar gördüm. Hayat hep böyle olsa diye iç geçirdik bolca, doğanın dilini konuşsak hep, gülerek eğlenerek öğrensek, dayanışarak üretsek, paylaşarak bolluk bereket yaratsak birlikte…

Bir hafta, adeta bir aşk sarhoşluğu içerisinde geçiverdi. Kolektif öğrenme ve üretme süreçlerinde, ortak aklın ve birlik, beraberliğin gücüyle, “aşk”ı hisseden, farklı bir varoluş şeklini deneyimleyen gruplar görmüştüm daha önce ama hep yurtdışında. Türkiye’de ilk defa şahit oluyorum böylesine büyülü, şifalı ve “aşk” kokulu bir grup dinamiğine.

Neden böyle oldu derseniz, bir grup süreçleri kolaylaştırıcısı ve topluluk örgütleyicisi olarak şunu söyleyebilirim, güçlü bir kolektif deneyim için doğru koşullar oluşmuştu:

–          etkinliğin ve bireylerin etkinliğe katılma amaçları netti ve öğrenme motivasyonu yüksekti

–          grupta çeşitlilik yüksekti: kadın-erkek dengesi, kültürel çeşitlilik, farklı nesillerin birarada bulunması gibi…

–          zihin-vücut-kalp/ruh dengesi – öğrenirken sadece zihnimizle öğrenmedik, teori ile pratiği dengeledik, ellerimizle, vücudumuzla çalıştık

–          doğanın içinde, doğayla olmak – nefis bir coğrafyada, doğanın dinginliği ve güzelliği ile çalıştık

–          sosyal mimari – atölyenin en başından itibaren sosyal dinamiklere önem verdik, öğrenme sürecini sosyal dinamikleri de göz önüne alarak tasarladık, ufak tefek diyalog egzersizleriyle sosyal bağların oluşmasını destekledik

–          birlikte, ellerimizle çalışarak üretim yapmak ve süreç sonunda güzel, fonksiyonel bir ürün yaratmış olmanın tatmini

–          bir topluluk olarak ihtiyaçlarımızı ortaklaşa gidermek – mesela atölyeden hatırladığım en keyifli anlardan biri katılımcıların akşam yemeğinden sonra hep birlikte bahçeden toplanan baklayı ayıklamalarıydı.

–          müzik, şarkı, dans, kutlama! tüm etkinlik boyunca müziğimiz, şarkılarımız, dansımız eksik olmadı; her akşam, birlikte geçirdiğimiz güzel günü kutladık, yıldızların altında, ateş başında…

Atölye boyunca enerjisi ve motivasyonu oldukça yüksek olan grubumuz, doğal inşaat tekniklerini öğrenmekle kalmadı, hem yeni dostluklar kuruldu, hem de gelecek işbirliklerinin tohumları atıldı. Bunun yanısıra Türkiye’de bir ekolojik mimari ve doğal yapı ağının oluşumu için çalışılmasına karar verildi. Mimar, çiftçi, permakültür tasarımcısı, topluluk örgütleyicisi, eğitimci, sanatçı olan bizler, sürdürülebilir yaşam ve permakültür felsefesinin bir yansıması olarak doğal ve yerel materyallerle, basit, güzel, sağlıklı, doğayla uyumlu yapıların işbirliği ve dayanışma içerisinde yapılması ve yaygınlaşması konusunda çalışma kararı aldık…
Bu sebeple bir ağ ve topluluk oluşturulması yönünde ilk adımları da atmış bulunuyoruz. 
Bir facebook sayfası açtık: https://www.facebook.com/EkolojikMimari.DogalYapi.Agi
Bir de google iletişim grubu kurduk: http://groups.google.com/group/ekomimari

Konuyla ilgilenenlerin bu platformlar aracılığıyla biraraya gelip uygulamalarla öğrenmeleri, özellikle yereldeki ekolojik mimari ve doğal yapı tekniklerinin korunarak yeni nesillere aktarılması ve Türkiye’nin her yerinde doğal yapıların imece usulü yapılarak çoğalması temennimiz…

Bir katılımcının atölyede söylediği gibi…

“Bir kuş bile yuvasını kendi yapıyorsa, biz neden yapmayalım?”

Filiz Telek
sürdürülebilir yaşam ve katılımcı grup süreçleri kolaylaştırıcısı,
topluluk örgütleyicisi,
yazar