Zumbara benim için değişmekte olan dünya düzenini ve cesur yeni dünyayı temsil eden bir sembol. Herşeyin parayla, maddiyatla, güçle ölçüldüğü sistem çatırdıyor. Çöküşünü yaşarken görürmüyüz bilemiyorum. Ama farklı bir düzenin mümkün olduğunu deneyimliyoruz Zumbaralılarla ufak çapta. Bu da çok eğlenceli ve heyecan verici…’

Begüm Erenler ile Zumbara topluluğunda bir araya gelmelerimizde hayata tutkuyla bağlı, coşkulu ve pozitif biri olduğu ilk anda karakterine dair verdiği ipuçlarıydı. Böyle ipuçlarından sonra hayat hikayesini ve hayatında Zumbaranın yerini merak etmemek elde değildi. Biz de kendisi ile buluşup sohbet ettik. Siz de sohbetimize ortak olun istedik:

Begüm Erenler kimdir Begüm?

45 yaşında Boğaziçi mezunu bir İngilizce öğretmeniyim… 15 yıl önce Dalyan’a yerleştim. Bunun sebebi sanılanın aksine İstanbul’dan nefret etme duygusu değil aşktı… O zamanlar aşık olduğum kişi ile birlikte yaşama kararı verdiğimde güvenli, herkesin birbirini tanıdığı, doğası inanılmaz güzel olan Dalyan’a yerleşmeye karar verdim. 2. çocuğuma hamile iken eşimi kaybettiğimde ise Dalyan’ı sevdiğim için çocuklarımla orada yeni bir hayat kurdum. 2 sene önce meme kanseri olduğumu öğrendiğimde ise seneler sonra ilk defa durdum,  gelecek ay ölecek olsam bu hayatta en çok ne yapmak isterdim düşünmeye başladım. Hep aynı şeyleri öğretmekten sıkılmıştım. Ne yapmak istiyordum? Öğretmenlik geçmişim, doğa sevgim, çok bilgili olmasam da doğa koruma alanında çalışmalarım vardı elimde. En çok ne yapmak isterim ve bu birikimlerimi nasıl kullanabilirim baya bir düşündüm ve ortaya DalyanKIDS projesi çıktı: 8-14 yaş arasındaki çocuklara doğa tatilleri düzenlemek. Öğretmenliğimi kullanabiliyor, doğa sevgimi paylaşıyor ve çocuklarla çalıştığım için etrafta mutlu insanlar görüyorum. Yani kendime en iyi gelen şey ne olur diye düşünerek yeni bir serüven başladı hayatımda.

Dalyan’daki yerel çevre koruma derneğinin başkan yardımcısıyım. Yörede özellikle çocuklara çevre eğitimi konusunda çalışmalarımız var. Ayrıca yıllarca farklı korolarda amatör müzik yaptım. Şimdi de Rönesans topluluğunda şarkı söylüyorum.

DalyanKIDS’den biraz daha bahsetsek, tam olarak ne yapıyor?

İlk hedef çocukların şehirdeki is, pas, sıkıntı, stres ortamından çıkmaları ve zıplaya hoplaya oynamaları, eğlenmeleri. Bunu yaparken de çevre bilinci edinmeleri. Çamur banyosunu yaparken çok eğleniyorlar aynı zamanda o suyun ne kadar şifalı olduğunu öğreniyorlar. Onları bir plaja götürdüğümüz zaman yüzüyorlar, eğleniyorlar ve bunun yanında onları Caretta rehabilitasyon merkezine götürüyoruz.

Konuyla ilgili bilgiler veriyoruz, eğlenceli quizler yapıyoruz, yarışmalar düzenliyoruz, o yörede nesli tükenmekte olan türlerle ilgili atölye çalışmaları ve böcek toplama ve inceleme gibi eğlenceli aktiviteler yaptırıyoruz. Doğayı sevip korumaları için önce onunla vakit geçirmeleri gerekiyor, bunu sağlıyoruz.

Tüm bu hayat serüveninin içerinde Zumbaranın yeri ne? Neden Zumbaradasın? Seni motive eden ne?

Zumbara benim için değişmekte olan dünya düzenini ve cesur yeni dünyayı temsil eden bir sembol. Herşeyin parayla, maddiyatla, güçle ölçüldüğü sistem çatırdıyor. Çöküşünü yaşarken görürmüyüz bilemiyorum. Ama farklı bir düzenin mümkün olduğunu deneyimliyoruz Zumbaralılarla ufak çapta. Bu da çok eğlenceli ve heyecan verici…

Ayrıca kişiliğim ve yaşam tarzım ile çok ilgisi var. Ben zaten bunu bir şekilde yapıyordum. İnsanlarla beraber olmak beni çok besleyen bir şey. İnsanlarla iletişimi sürdürmenin pozitif bir şekilde çok büyük bir yatırım olduğunu düşünüyorum. İşimi veya hobimi geliştirmede insanların bana hep çok büyük bir katkısı oluyor. Benim yolum bu. Benim için her insan önemli bir yatırım hayatta. Hayatımdaki mutluluk ve canlılık için insanlarla bu tarz bir iletişimde olmam gerekiyor.

İkincisi kısıtlı, yıllarca küçük ve çok az insanın yaşadığı bir yerde yaşamak, İstanbul’a geldiğimde bu tarz bir topluluğa dahil olma isteğini getiriyor. Çünkü benim çevremde,ne o kadar küçük bir kasabada, ne de İstanbul’da bu kadar çok çeşitlilikte, farklı donanımlarda ve kafası bana uyan insan çok az.

Şimdiye kadar hangi servis değişimlerinde bulundun?

İlknur Urkun’a emo-trans verdim telefondan. Ozan Sönmez’den her zaman korktuğum finansal tablolarla ilgili bir servis aldım. Gerçekten müthiş profesyonel bir servisti ve çok işime yaradı. Araştırıp para vererek bu hizmeti alsam bu kadar kaliteli bir servis alabileceğimi sanmıyorum. İnovasyonun ne olduğunu hep merak ettiğim ve yeni bir işe başlıyor olduğum için Ayşegül Güzel’den inovasyon metodolojisi servisi aldım. İsmet Özün Güven sayesinde Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ni keşfettim. Ahu Canbilici’den Dalyan Kids Dalyan Dernek için başvurmak istediğimiz bir proje sebebiyle proje yazdım ve  hazırlama servisi aldım. Online pazarlama konusunda kendimi geliştirmek istediğim için Meltem Şendağ sayesinde de google adwords nasıl kullanılır öğrenmiş oldum.

Zumbarayı bir cümlede nasıl anlatırsın?

Zumbara en basit şekliyle insanların birbirine gönülden bedava hizmet vermesi.

Zumbarada farklı kişilerin vermek ve almak istedikleri servisler aynı ise onların eşleştirmesini yapmaya ve bu kişilere haber vermeye başlamıştın. Yani bir dönem tamamen kendi inisiyatifinle Zumbara arabuluculuğu yapmıştın. Bu nasıl başladı?

Bu arabuluculuk olayı bende hep vardı. Mesela insanlar ev arıyor. Kimin evi vardı diye hemen üstlenirim. Küçük bir yerde yaşama ile gelişen bir tarafım. Küçük bir toplulukta yaşadığında birisi bu kış ders vermek istiyorum diyor. Öbür arkadaşların çocukları ders almak istiyor. Hop hemen birleştiririm. Küçük bir topluluktaysan doğal olarak gerçekleşiyor bu süreç. Senelerce Dalyan’da yabancılara Türkçe öğrettim, karşılığında bana masaj yapan oldu, evimi temizleyen bile oldu. Bir de kısıtlı maddi imkanların olduğu bir ortam. İnsanlar sadece turizm sezonunda çalışıyorlar. Dolayısı ile o topluluk içerisinde böyle bir ekonomi gelişiyor. Bu bana çok uyan ve tatmin edici bir şey, iki tarafa da yararım olmuş oluyor. Böyle bir konuda Zumbaraya yardımcı olabileceğimi düşünüp size haber vermiştim, sonra da birlikte organize olduk.

İnsanların hangi davranışlarını gördüğün zaman kendini iyi hissediyorsun?

Neşeli, mutlu, canlı, umutlu, paylaşımcı ve heyecanlı olduklarını gördüğümde.

En son kendini ne zaman çok iyi hissettin?

Avrasya maratonunda boğaz köprüsünün üstünde birlikte müzik yaptığımız grubumla şarkı söyleyerek yürürken çok iyi hissettim.

İsmet Abla ile bu konuşmaya başlarken ses kayıt cihazı sorun çıkardı. Ben İsmet Abla’yı bekletmekten mahcup bir şekilde kusura bakma İsmet Abla deyip sorunu nasıl halledeceğimi düşünürken İsmet Abla sen hiç merak etme deyip bir kağıt kalem istedi. Döndüğümde bir de baktım o arada masanın üzerinde  duran bilgisayar kılıfının provasını çıkarmış bile. Bu kısıtlı zamanı bile hemen bu şekilde değerlendiren İsmet Abla, geçenlerde bahçıvanlık sertifikasını aldı, kendisi Zumbara’da da en çok servis değişimi yapmış kişilerden. Her konuştuğumuzda bize yaptığı farklı birşeylerden bahsediyor, Zumbara ile ilgili fikirleri bize hep ilham veriyor, artık her etkinlikte gözümüz onu arıyor. O da sağolsun bizi hiç yalnız bırakmıyor. İsmet Abla’yı siz de daha yakından tanıyın istedik.

 

 

 

 

 

İsmet Abla bize biraz kendinden bahseder misin?

Emekli öğretmenim, yıllarca çocuklarla çalıştım. Kendim de öğrenmeyi seven bir insanım. Öğrenmeyi ve öğrendiklerimi paylaşmayı, el işlerini, okumayı, toprakla uğraşmayı seviyorum. Bir bahçe yapma planım var. Bunu gerçekleştirmek için uğraşıyorum. Kıyafetlerimi kendim dikiyorum, bu yüzden dikiş makinam sürekli açık. Dikiş dikiyorum. Makinem devamlı açık. Öğrendiklerimi hayatıma uygulamaya dikkat ediyorum. Bunun için öğrendiklerimi olduğu gibi kullanmak yerine kendimleştiriyorum. Uyguladığım alanda da yerelleştiriyorum.

Kendimleştirmek derken?
Mesela bir kitap okuyorsunuz. Birşey öğreniyorsunuz kitaptan değil mi? O kitaptan aldığınız bilgiyi eski bilgilerinizle ve değerlerinizle harmanladığınızda size uygun hale geliyor. Sonra
da onu uyguladığınız alana, ortama göre yerelleştiriyorsunuz.


Peki Zumbarayla nasıl tanıştın?
Filiz Telek’in Sürdürülebilir Yaşam blogundan öğrendim. Öğrenir öğrenmez takas şenliğine geldim. Hemen dikkatimi çekti çünkü takasla ilgileniyordum. Ekonomik krizden dolayı Türkiye’deki barterları araştırmaya başlamıştım. Bunları okurken kıstas para olmayacaksa ne olmalı diye düşünürken Zumbarayla karşılaştım. Zaten, birşeylerle ilgilenmeye başlayınca o şey sizin önünüze çıkıyor. Zamanda eşitlenmek önemli, zaman her insanda eşit bir değer, 1 saatte belirli bir nefes alıyor insan.

Bu nedenle mi Zumbara’yı kullanıyorsun?
Zumbara’yı öğrenmek tutkum için kullanıyorum. Parasız neler öğrenebileceğimi deneyimliyorum. Sizleri tanımama neden oluyor. Aylık etkinlerde görmediğim yerleri görüyorum. Bir de mesela yaptığın işi para kazanmak için yapmakla severek yapmak arasında 10 kat hizmet farkı var. Mesela senin elektrikçi dükkanın var diyelim. O işi severek yapmıyorsan, yaptığın işte birçok pürüz çıkıyor. Ben mesela elektrik işini severek yapan birinden hizmet almayı tercih ederim. Severek yapılan işlerden gerçekten güzel şeyler çıkıyor.

Zumbaradaki arz ve taleplerin neler?
Dikiş en çok sevdiğim ve en çok yaptığım şey. Dikiş dikmek, örgü örmek üzerine arzlarım var. Dikiş makinasının kullanımı, tıbbi bikiler bahçesinin il dışından gelenlere gezdirilmesi arzlarım var. Uzun bir süredir şifa ile ilgileniyorum. Bu ara zerolimit hoo pono pono diye bir şifalanma sistemi üzerine okuyorum. Haitili bir doktor bir yöntem buluyor kendine, o yöntemle hastalarını iyileştiriyor. Bununla ilgili bir arz gireyim, talep edersen öğretirim. Arz olarak koymayı düşünüyorum zaten, yenileyeceğim arzlarımı.

Bize yaptığın servis değişimlerinden bahseder misin?
İlk önce Ayşegül’den zumbaranın nasıl kullanılacağı ile ilgili uygulamalı bilgi aldım. Begüm Erenler ve Ebru Vural’a Zeytinburnu tıbbi bitkiler bahçesini gezdirdim. Sözleştiğimiz saatte çok yağmur yağıyordu ancak biz hiç bozmadık, yağmurun altında yine de gezdik. Daha sonra Cihan’dan  internetten satış ile ilgili detaylı bilgi aldım. Cihan bana mutlaka bir Facebook sayfası açmam gerektiğini, açmadan olmayacağını söyledi. Servis değişimini Ocak ayında yapmıştık, ben Şubat ayında sayfamı açtım. Cihan internetten satış için bu kanalı kullanmamı, yaptığım ürünleri Facebook sayfasında tanıtmamı önermişti, yavaş yavaş ilerliyorum.

Diğer bir servis değişimim de İlknur Urkun ile. İlknur Hanım permakültür gruplarına çeviri yapıyordu, ben de dil bilmediğim için onun çevirilerinden çok yararlanıyordum. Bu çevirilere bir katkım olsun diye kendisine zamanda değişim yapalım, siz benim adıma bir çeviri yapın ben size zaman ödeyeyim şeklinde bir teklifte bulundum. Çevirilerden faydalanmış olduğum için bir karşılık olur diye düşündüm. İlknur Hanım çeviriyi yaptı,  İsmet Özün Güven bu çeviri karşılığında zaman ödemiştir şeklinde de permakültür platformuna koydu. Şimdi vakti olduğunda doğal tarım için bir çeviri yapmasını isteyeceğim. O zaten bu işi severek yapıyor, ben de çorbada tuzum olsun istiyorum.

Bir de, permakültürle ilgilendiğimden beri her yaptığım şeyin 3 ihtiyacı karşılaması gerektiği prensibine dikkat ediyorum. “Yaptığınız şeylerin etkilediği şeyler” yaratırsanız hayatınızda o şey daha değerli oluyor. Mesela bu çeviri için ben zaman verdim, o yazıyı çok iyi hatırlıyorum. İlknur Hanım çeviriden faydalanmış oldu, Zumbaranın adı duyulmuş oldu, platform da yazı kazanmış oldu.

Servis değişimlerinden aklında kalan bize anlatmak istediğin bir anın var mı?
Ayşegül bana zumbarayı anlattığı servis değişimde bana demişti ki: “Şimdi annemi daha iyi anlıyorum.” Oğlumdan birşeyler öğrenmeye çalışırken o beni birçok şeyi biliyor kabul ediyor. Biz hata yaparız diye teknolojiye biraz korkuyla yaklaşıyoruz, iyice öğrenelim ondan sonra diyoruz, Ayşegül’ün öyle demesi çok hoşuma gitmişti.

Zumbara’da hangi servisi görmek istersin?
Masa tenisi grubu olsa iyi olur. Tabi oynayacak  yer. Oynamak için yer bulamıyorum.

Sence zamanımızı etkili kullanmak için ne yapmamız lazım?
Bu konuda benim de sorunum var. Şu aralar “İş Bitirici” ve “ Hayatı ve Zamanı Yönetmenin 10 Doğal Yasası” isimli kitapları okuyorum. Onlardan kendime uygun bir formül çıkarmaya çalışıyorum. Okuyorum, öğreniyorum, planlıyorum ama hayata geçirmedikten sonra bir anlamı yok. Öz disiplin önemli. 2,5 yıldır televizyon izlemiyorum.

Zumbarayı bir cümleyle nasıl anlatırsın?
İnsanların zamanda eşitlendiğini düşünüyorum. Yaşı, mesleği, bilgi birikimi ne olursa olsun tüm insanlar zamanda eşitleniyor.. Bir saatte aldığın nefes sayısı belli senin de benim de ve o zamanda bir değişim yapıyorsunuz. İnsanları zamanda eşitleyen, arz ve taleplerini düşündüren, paylaşımda bulunmalarını sağlayan sosyal bir yapı.

İnsanların ne yaptığını görmek seni iyi hissettiriyor?
Sorumluluk sahibi insanları gördükçe mutlu oluyorum.

Zumbarada ne yapacağını bilmeyen birisine ne önerirsin?
Günlük hayatlarında severek yaptıkları şeylerden başlasınlar. Hergün yaptığı ve yaparken mutlu olduğu birşey mutlaka vardır. Mutlaka hergün severek yaptıkları birşeyler vardır. Çok uçuk çok özel birşey olmasını istiyor insanlar, o yüzden zorlanıyor olabilirler.

İsmet abla seninle her karşılaştığımızda yaptığın başka birşeyleri duyuyorum. Bu kadar çok şey yapacak enerjiyi nereden buluyorsun?
Ben 50 + 6  yaşındayım. 50 yılın tecrübesi,birikimi ve 6 yaş çocuğunun coşkusu var. Çocuk tarafımı beslemeye çalışıyorum. Bazen garip karşılanabiliyor ama ben bunu korumaya çalışıyorum. 50 yaşıma geldiğimde bazı kararlar aldım, bu kararları uygulamaya çalışıyorum. Öğrenmeyi sevdiğim için, öğrenmek istediğim şeylere zaman ayırıyorum. Zumbaranın okuma yazma bile bilmeyen insanlar arasında yaygınlaştığını düşünsenize. Ben sizin aranıza girerek birçok şey öğreniyorum, internete giriyorum. Keşke bu şekilde yerel gruplar oluşturulabilse.


İlknur Urkun ile Zumbaranın beta yayınına başladığı ilk ayda yaptığım bir servis değişimi ile tanışmıştım. O zamanlar Balıkesir’de yaşıyordu ve telefon telleriyle bağlanıp 2 saat boyunca, hayata, doğaya, permakültüre ve kendimize dair bir çok şey paylaşmıştık. İlknur Türkiye’nin değişik yerlerinden bir çok Zumbara üyesine bazen telefonu bazen interneti ile bağlanarak paylaşmayı mümkün kılan ilginç bir kişilik. Şu sıralar şehir plancılığı kariyerini radikal bir şekilde bırakıp Edremitten 40 km. uzakta Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı, turistlerin ve yazlıkçıların olmadığı Akçakoyun köyünde kendisine yeni bir hayat kuruyor. Doğadan her gün yeni süprizlerle gelen hayatı, hayatın her detayını tasarlamaya uğraşmadan, olması gereken şeyleri kabul ederek öğreniyor. Bu sıralar arıcı rolünü üstlenmiş İlknur Urkun’dan hayattaki hikayesine, Zumbaraya ve hayatın kendisine dair bir çok şey öğrendik.
Senin hikayeni dinleyelim mi?
Şehir plancısıydım. 2004 yılında Buğday Derneğinin web sitesini görüp çeviri yapmak için gönüllü oldum ve ilk defa GDO’lu gıda ve kimyasal temizlik malzemelerinin tehlikeleri gibi bir çok yeni konuyu öğrenmeye başladım. O zaman konunun ciddiyeti anlayamamış olacağım ki, kendimi kaptırıp kentleşme üzerine master yaptım ve şehir plancıları odasında çalışmaya başladım. İşimde ve okulumda kentsel problemlere çok fazla odaklandığım için sürdürülebilirlik ve doğayla uyumlu yaşamdan iyice uzaklaştım. Hem şehir yaşamı hem de kentsel sorunların çözümsüzlüğü ağır gelmeye başlamıştı ki erkek arkadaşım kriz nedeniyle işten atıldı ve aklıma bir fikir geldi. Altınoluk’ta bir köy evim vardı, taş bir bina. Gidelim köyde yaşayalım, hem daha az paraya ihtiyacımız olur ve belki köylülerden bir şeyler öğreniriz diye düşündük. Ama hayat bu ya, Altınoluk’ta belediyede işe girdim, o küçücük güzel beldenin kocaman gri bir yer haline gelmesi için canla başla çalışan bir kuruma dahil oldum. Para kazanıyordum, bir düzenim vardı ama kendime ve inandıklarıma ihanet ediyorum gibi geliyordu.
Hayatımın keyifli anları Kazdağındaki gezilerimiz ve permakültür araştırmalarımız oldu. Permakültürle tanışınca bütün hayatımız değişti, her akşam kompost nasıl yapılır, samandan kerpiçten ev nasıl yapılır, mantar nasıl yetiştirilir diye internette araştırma yapmak…Sürekli bir bilgi açlığı…Diğer taraftan mevcut sistemin çökecek olması gerçeği ve bu sistem olmadan da yaşayabilmeliyiz ve bu sistemden, bu dünya düzeninden önce insanlar nasıl yaşıyorlardıyı bilme çabası. Mesela bisiklet kullanıyorsunuz ve bisiklet nasıl tamir edilir bilmeniz gerekiyor. Evin çatısı çöktüyse nasıl onaracaksınız, minimumda yaşamak istiyorsanız doğadan yiyiecek toplayabiliyor olmanız, kışın saklama koşullarını bilmeniz gerekiyor… Permakültürle tanışan çoğu insan gibi biz de para kazandığımız ve harcadığımız hayatı bırakıp, kendi yiyeceğimizi ürettiğimiz, kendimize yettiğimiz bir hayat arayışına girdik. Ve bir gün birisiyle tanıştık. Bir arazi almıştı ve bizim gibi hisseden ve bir şeyler yapmak isteyen ama elinde imkanları olmayan insanları bir araya getirmek istiyordu. Bir süre nasıl olur nasıl yaparız diye düşünürken 7.5 aydır buradayız. Öğreniyoruz… Şimdilik 170 tane arı kovanımız var ve doğal arıcılık yöntemlerini uygulamaya başladık.
Neden Zumbara dünyasında olmak istiyorsun?
Alternatif ekonomiler, takas, para dışı ekonomiler tüm sürdürülebilir yaşam sistemlerinde mutlaka düşünülmesi gereken şeyler. Yurt dışında bunların uygulandığını okuyorduk zaten ve Türkiye’de de birilerinin bununla uğraştığını görünce doğal olarak hemen içinde yer aldım. Para kullanılmayan, insanların emeğinin aynı değerde olduğu bir ortamda, tanımadığım insanlarla çok yakın arkadaşmış gibi paylaşım yapmak inanılmaz hoşuma gitti…Ama malasef Zumbara yeni bir sistem, üyeleri daha çok büyük şehirlerde yaşıyor, ben köyde olduğum için insanlarla yüz yüze servis degişimi yapamıyorum. Bir gün bizim köyden birileri de Zumbaraya üye olursa, ya da bizim köyde Zumbaranın bir şubesi açılsa harika olacak!
Büyük şehirde olmadığım için servis değişimi yapamıyorum dedin ama Zumbarada Türkiyenin değişik yerlerinden bu kadar servis değişimi almış ilk kişisin.
Evet belkide her ilden bir servis diye bir hedef koymalıyım. Gezemiyorum ama Zumbara sayesinde her ilde olabiliyorum diyebilirim o zaman 🙂
Zumbarada ne yapabileceğini bilmeyen birine ne önerirsin?
Birincisi arkadaşlarımızla, ailemizle, komşumuzla, para almadan neler paylaşıyoruz düşünüp onu sunabiliriz. Mesela ben zaten komşularıma iğne oyası yapmayı öğretiyorum, yeğenime bakıyorum diyelim, bunlar zaten hayatımızın içindeki rutinde para almadan verdiğimiz ya da aldığımız hizmetler. İkincisi ise para karşılığı severek yaptığımız şeyleri önerebiliriz. Mesela ben para karşılığı çeviri yapıyorum bunu Zumbarada saat karşılığı yapıyorum.

Zumbarada almak ve vermek istediğin servisler neler?
Permakültür hakkında bilgi paylaşımı ve çeviri arzım var. Taleplerim de, samandan ev planlıyorduk baharda, onun için bilgi ve iş gücü yardımı ve çeviri yapmanın püf noktaları ile ilgili. Aklımda daha çok şey var ama bu aralar bilgisayardan da telefondan da çok uzağım.

Yaptığın servis değişimlerinden bahseder misin? Zumbaradaki servis değişimi tecrüben nasıldı?
Sen(Ayşegül Güzel) permakültürü merak ediyordun. Seninle telefondan 2 saatlik bir paylaşımımız oldu. Ben yaşadığım yerde permakültürü hiç duymamış insanlara sunumlar yapmak istiyordum. Ona hazırlık gibi oldu ve benim için de faydalı oldu. Daha sonra permakültür ile ilgili bir şeyler duymuş ama kaynaklar İngilizce olduğu için çok net anlayamamış biriyle aynı konuda paylaşım yaptık. Sonra Cihan İlhanlı’dan internette satış danışmanlığı aldım. Tesadüf eseri yurt dışından getirtip çok severek kullandığım faydalı bir ürünü sırf Türkiye’de de bulunsun diye distribütörlüğünü almıştım ama internette satış konusunda hiç deneyimim yoktu…Cihanla da telefon üzerinden muhabbet halinde, birbirimizi tanıyarak çok keyifli vakit geçirdik. Kafede yeni bir insanla tanışmışımda muhabbet ediyorum gibiydi ve çok kıymetli şeyler öğrendim.
İsmet Özün Güven’in çok yaratıcı bir çeviri talebini karşıladım. Tacettin Yüksel’den yağmur suyu ile sulama çalışması servisi aldım. Bir arkadaşımın bahçesi için permakültür tasarımı yapıyordum ve yağmur suyu biriktirmesini tavsiye ettim. Türkiye’nin ılıman bölgelerinde kışın biriktirdiğiniz yağmur suyu çok rahatlıkla tüm senelik ihtiyacınıza yetiyor, tüm mesele onu biriktirecek ve temiz tutacak depolama istemini kurmak. Bu sistemi arkadaşıma anlatabilmem için teknik bilgiye ihtiyacım vardı: ne kadarlık bir depo gerekiyor, ne kadar su toplanabilir, bu su sana ne kadar yeter vs. ama bu araştırmaya kalksan uzun sürecek bir konu. Zumbaraya baktım ve yağmur suyu biriktirme denemesi olan birini buldum. Bursa’daydı ve danışmanlık yapabileceğini söylüyordu. Ona yerimizle ilgili gereken bilgileri verdim ve bana herşeyi e-posta ile yolladı: aylık yağış miktarlarını, ne kadar su birikeceğini, depo fiyatlarına kadar…Çok ilginçti, ummadığım ve kolaylıkla bulamayacağım bir hizmetti. Son olarak da Begüm Soylu’dan Emo-Trans eğitimi aldım. Benim için ruhsal olarak çok sıkıntılı bir dönemdi ve Begüm kurtulmak istediğiniz düşünceleriniz ve hislerinizden, hem de bana anlatmadan kurtulmanızı sağlayacağım demişti. Yine telefonda sohbetle ve tanışarak bana yön gösterdi, takip edilmesi gereken bazı taktikler sayesinde içinde bulunduğun ruh halinden kurtulmana yardımcı olacak bir egzersizi öğreniyorsun. Ofiste evde parkta otururken kendi kendine yapabileceğin bir şey. O koşullar altında harikaydı, bana çok iyi geldi.

Zumbaradaki servis değişimlerinden aklında kalan garip veya komik bir anın var mı?
İsmet Özün Güven permakültürle ilgili bir çeviri yapıp permakültür platformu isimli web sitesinde benim adıma yayınlarmısın demişti. Olur mu böyle bir şey diye düşünmüştüm ilk başta. Ona mail atıp kafam karıştı biraz demiştim. Sonra anladım ki benim zaten gönüllü olarak yaptığım çevirilerden çok faydalandığı için bu çevirilerin sayısının artmasına destek olmak istiyormuş. Sen çeviriyi yap ve ben bunun karşılığını zamanımla ödeyeyim, böylece sana da destek olayım dedi. İnanılmaz yaratıcı ve güzel bir fikirdi. Bana yaptığım çevirilerin değerli olduğunu, bunu gerçekten okuyan insanlar olduğunu hissettirdi.

İnsanların hangi davranışlarını gördüğün zaman kendini iyi hissediyorsun?
İnsanlarda sorumluluk duygusu gördüğümde iyi hissediyorum. Sorumluluk çok negatif bir şey gibi anlaşılmaya başlandı. Ama son bir yıldır sorumluluk almanın ne kadar müthiş bir şey olduğunu ve sonuçta yapılan veya paylaşılan işi daha değerli hale getirdiğini görüyorum. Bu bir söz verip yerine getirmek gibi sadece somut bir şey değil, soyut olarak insanın sana karşı sorumluluk duyduğunu hissetmek benim için önemli. Nasıl açıklarım çok da bilmiyorum. Bu biraz da buradaki yaşamla ilgili bir şey. Şehirdeki hayatımızda böyle bir şey yok. Herkes kendinden sorumlu ve her şeyi parayla satın alıyorsun, bunları da marketteki raftan alıyorsun, bir insandan bile değil. Ama bu köy hayatı işin içine girince, doğada çalışmaya başlayınca fark ettim ki, ben o domatesi yetiştiren adamın kişiliğini merak ediyorum. Bir komşumuz var, buradaki herkes gibi çilek yetiştiriyor. Herkes kimyasal gübre ve ilaç kullanıyor ama o kullanmıyor. Normalde inanmam pazardaki satıcı ilaç kullanmıyorum dese, ama o kadının kimyasal ilaç ve gübrenin zararının farkında olduğunu görünce insanlara tekrar güvenmeye başladım…İşte bence bu davranış sorumluluk almak. Ürettiğin ürünün gideceği yerdeki insanların sağlığının sorumluluğunu almak. Biri eğer bana karşı ve benim aileme karşı sorumluluk hissediyorsa arabasını fazla kullanmaz, karbon ayak izine dikkat eder, GDOlu gıdalara karşı çıkar gibi düşüncelerle uğraşmaktayım son zamanlarda. Ben de dünyaya ve diğer insanlara zarar vermeme sorumluluğuyla sürekli yeni şeyler öğrenmeye ve bu konuda bilgisi olmayan insanlarla bilgimi paylaşmaya çalışıyorum. Mesela köylüler plastiği ormanın içine atarken, nasıl olsa çürüyor derken, kızsamda aslında ne yaptıklarının farkında olmadıklarını biliyorum. Ben de farkında olduğum şeyi onlara anlatma sorumluluğunu hissediyorum ki o da bunu yapmama sorumluluğunu hissetsin. Böyle karışık bir ruh hali işte.

En son ne zaman kendini çok iyi hissettin?
Sadece parası için tahammül ettiğim işimden yıllık iznimi alıp şu anda yaşadığım yeri ziyarete gelmiştim.  İznimin ortasında arayıp toplantı var dosyaları bulamadık, artık işe gelme dediler ve o anda peki teşekkürler diyip, telefonu kapatıp, gidip işe dönmek için yalvarmayacağım, benim burada olmam gerekiyor dediğimde çok iyi hissettim…İnandığın şeylerin tersi olan bir işi ve sadece para için yapıyor olmak, ben sorumluluktan kaçıyordum ve o anda silkinip kendime geldim.

Derya Kaya öğrencilik yıllarından itibaren bir sivil toplum gönüllüsü ve aktivisti. Dahil olduğu birçok farklı projenin yanısıra önceki senelerde sokaklarda şenlikler düzenleyen Hangar’da gönüllülük yaptı. Şu anda TÜSEV’de tam zamanlı iletişim koordinatörü.

Bu kadar çok gönüllü işin içerisinde olunca kendi kendini motive etmek zor olmuyor mu?

Ben üniversitede yaptığım stajlardan fark ettim ki, ben daha böyle yenilikçi, içinde yenilikçilik barındıran, gerçekten kendimi o iş için motive edebileceğim, benim için işin ötesinde başka da bir değer kazandıran, yani para kazanmanın ötesinde küçük bir fark yaratabileceğimi hissettirebilecek birşey arıyormuşum, o yüzden sivil toplumda çalışmak beni çok mutlu ediyor. Bu bir kanına girdi mi zaten devamı geliyor.

Neden zumbara dünyasındasın?

Fikir çok cezbedici.. insanların birbirlerine zaman ayırmaları ve bunun üzerinden bir ilişki geliştirmeleri, tek değerin zaman olması. Bir de zumbarayı sevenler aslında büyük ihtimalle benim de seveceğim insanlar olacak, bu insanlarla tanışmak isterim.

Zumbaradaki arz ve taleplerin neler?

Aslında çok yeniyim zumbarada. Sivil toplumda çalışmak nasıl birşey, ne yapmamız lazım, arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları ve başka şekillerde bana ulaşanlardan çok duyduğum bir istekti. Ben de o yüzden sivil toplumda çalışmak isteyenlere nelere dikkat etmeliler, ne yapmalılar, öğrencilik yıllarından itibaren neler yaparlarsa sivil toplumda iş bulma şansları artar, sivil toplum kuruluşları nasıl eleman istihdam eder, nelere dikkat eder, bunları anlatabilirim diye düşündüm. Artık yavaş yavaş üniversitelerde kariyer günlerinde de yer alıyor sivil toplum kuruluşları.

Zumbara ile nasıl tanıştın?

Hangar sebebiyle tanıştım. Zumbara ile Hangar’ın kesişme noktaları olabileceğini düşünmüştük, hem Zumbara nasıl Hangarın içinde yer bulur, hem de Hangar Zumbaranın içerisinde nasıl yer alabilir diye bir beyin fırtınası yapmıştık. O zaman katılmamıştım, daha hazırlık aşamasındaydı, site açılmamıştı bile. Daha sonra sosyal alanlarda çalışan insanlar zaten küçük bir dünyada yaşadığı için karşılaştık tekrar. Ben de dahil olmak istedim.

O zaman Hangardan bahsedelim biraz…

2008’de hangarcılarla tanıştım, yaklaşık 2 sene onlarla gönüllülük yaptım. Özellikle kamusal alanda çalışan genç sanatçıların desteklenmesi ve onlara bir platform sağlanması ile ilgili çalışan bir kuruluştu. Hangar hiçbir hiyerarşisi olmayan, orada olmak isteyen herkesin gelip katılabileceği, fikrini söyleyebileceği, etkinliklerde insiyatif alabileceği çok özgür bir alandı.

Neler yapıyordu Hangar?

3 yıl boyunca her yıl Galata Tünel bölgesinde sokak festivali yapıldı. Son 2 sene uluslararası boyutu vardı, yaklaşık 50 tane gönüllü 3 gün boyunca sabahın erken saatlerinden yine sabahın erken saatlerine kadar neredeyse 24 saat boyunca çalışarak böyle bir iş çıkarıyorlardı. İstiklal caddesinde canlı müzik yapılan sahne vardı bir sefer. Onun dışında birçok ara sokakta atölyeler oluyordu, tünel meydanında sergiler, atölyeler, performanslar… Çocuklar için ritm atölyeleri, göçmenlere sanat atölyeleri yaptık. Bu sokak festivallerini Hangar organize ediyordu, onun dışında bir sürü sokakta yapılan etkinliği de. Çünkü Hangarın şöyle bir yaklaşımı vardı: Sanat,  toplumsal hareketlerle iç içe de ilerleyebilir ve toplumsal katılım ile sanat daha fazla birleşebilir.

Siz Giresun’a da gitmiştiniz değil mi orada da bir şenlik yapmak için?

Evet,  şenlikler dolayısıyla bir sürü insan Hangarı tanımaya başladı ve orada birşeyler yapmamızı istediler. Orada yayaların kullandıkları bir sokak, aynı şekilde “sokakta şenlik var” formatında sanatçıların sokakta performans gösterebilecekleri sergi açabilecekleri hem de sokaktan geçen herkesin katılabileceği ve birşeyler üretebileceği bir şenlik yaptık.

Başka bir yerde bir etkinlik yaptınız mı?

Mesela Moda’da bir yılbaşı partisi yaptık bir sefer. Bir akşam çok spontane, hiç izin filan almadan bir yılbaşı partisi yaptık. Şenlik için basın duyuruları filan yapıyorduk, birçok gazetede yer alıyorduk. Bu sadece tek akşamlık bir etkinlikti, bunu sadece kendi gönüllülerimize, kendi ağımıza duyurduk.

 Yorgunluğunu da hissetmez insan böyle zamanlarda…

O an ne hissettiğin önemli değil, dönüp baktığında ne hissettiğin önemli, iyi şeyler mi hatırlıyorsun kötü şeyler mi hatırlıyorsun… yani muhakkak o sırada iyi şeyler de oluyor kötü şeyler de oluyor, tatsız anlar da oluyor, keyifli anlar da, yorgun olduğun anlar da oluyor. İnanılmaz yoruluyorsun, özellikle şenlik dönemi deli bir dönem oluyor, inanılmaz bir tempo, inanılmaz bir özveri, neredeyse aç, susuz, yorgun, uykusuz filan hepsi bir arada oluyor. Yani niye yapıyoruz bunu deli miyiz çünkü hiçbirimizin hiçbir çıkarı yok bundan.. ama yani hani o duyguyu seviyorsun.. o şenlik bittiği o pazar akşamı narmanlı hanın önünde -işte narmanlı handa video projeksiyon yapılmış, insanlar sokakta eğleniyorlar istiklal caddesinde- içinde yer aldım, ben buna katıldım diyorsun. Düşünüyorum da, bir imkansız başarılmış. Çok küçük sponsorluklarla, çok düşük bütçelerle bu işlerin başarılması inanılmaz.

 

Hangarın tekrar işler olması için ne yapmak gerekir sence?

Şu anda Hangar derneği resmi olarak kapandı ancak Hangar sonuçta bir tüzel kişiliğe ihtiyaç duymuyor, birşeyler yapmak istiyorsak yine yapabiliriz, sadece insanların mobilize olması gerekiyor ve ortada onları mobilize edecek bir fikir, bir amaç, bir düşünce birliği olması gerekiyor.

Hangar geri dönse keşke! Biz yakından takip ediyorduk etkinliklerinizi. Neyse, biz senin zumbara tecrübene geri dönelim. Zumbarada ne yapacağını bilmeyen birine ne önerirsin?

Bence zumbara için yepyeni birşey üretmeye veya yeni bir beklenti oluşturmaya gerek yok. Şu anda insanlar senden ne talep ediyor… Mesela arkadaşların sana sürekli nereye gitsek diye fikir mi soruyorlar ya da ya da senden birşey organize etmeni mi istiyorlar… yani sosyal hayatında neler yapıyorsan, arkadaşların senden neler istiyorsa, en çok hangi taleple sana geliniyorsa onu belirtmek en doğrusu gibi geliyor bana.

Hiç servis değişimi yaptın mı zumbarada?

Arzıma bir talep geldi ama zaman konusunda anlaşamadık henüz.

Zumbarada hangi arzı görmek istersin?

Gördüğüm kadarıyla zaten inanılmaz bir çeşitlilik var, çok fazla dil, her şehirde kalacak yer.. çiçek yetiştirme ilgili birşey ilgimi çekebilir.

İnsanların hangi davranışlarını gördüğün zaman kendini iyi hissediyorsun?

Sanırım karşılıksız birşeyler yapabildikleri zaman hoşuma gidiyor, hiçbir karşılık beklemeden.. Hangardayken de birisi şunu söylemişti, şenlikten sonra bir değerlendirme toplantısı yapıyorduk.. ” Ben ilk kez hayatımda birbirini tanımayan insanların böyle bir araya gelip karşılıksız birşeyler için çalıştıklarını görüyorum, o yüzden de kesinlikle burada kalmaya devam edeceğim..” bu beni çok mutlu etmişti çünkü karşılıksız sevgi, karşılıksız emek sadece sanki anne-çocuk veya baba-çocuk ilişkisinde olacak birşey gibi görülüyor, halbuki bunun dışında da sırf insan kendini iyi hissetmek için de karşılıksız birşeyler yapabilir.

En son ne zaman kendini çok iyi hissettin?

İlginç bulunduğumda. Beni mutlu etti gerçekten ilginç bulunmak çünkü çoğu zaman sivil toplumda çalışıyorum dediğimde pek ilginç bulunmuyorum, hatta sıkıcı bulunuyorum çünkü pek kimse ilgilenmiyor genelde sivil toplumla.. o yüzden bu beni mutlu etti.. İyi ki varsın zumbara!

Cihan İlhanlı, kendi tasarladığı ve ürettirdiği farklı alanlardaki ürünleri internet üzerinden satarak ‘serbest meslek’in getirdiği özgürlüğün tadını çıkardı. Şimdilerde değişik renklerdeki ahşap kaplamaların kesilip iç içe yerleştirilerek ağaçların doğal renkleri ile yapılan bir oyma sanatı olan “Marküteri Sanatı” ile kendi yolunu çizme macerasına devam ediyor. O bir tasarımcı, girişimci, jonglör, capoeirista ve ip cambazı.
Neden Zumbara dünyasında olmak istiyorsun?
Çünkü içinde para yok. İçinde para olmayan her yerde samimiyet olduğunu ve işin içine para girmeye başladığında da ilk giden şeyin samimiyet olduğuna inanıyorum.
Aynı zamanda benim içinde bulunduğum jonglör topluluğu (Poi Art) tam bununla ilgili. Bilenlerin bilmeyenlere öğrettiği, inanılmaz bir topluluk duygusu var. Bu duygunun Zumbara aracılığı ile daha büyük kitlelere yayılma ihtimali heyecan verici.
Zumbarayla nasıl tanıştın?
Sevdiğim bir arkadaşlarımın önerisi ile NetSquared İstanbul toplantılarına katıldım. Çok zevkli bir toplantı idi. Çok iyi vakit geçirdim ve hala görüşmeye devam ettiğim kişilerle tanıştım. Zumbara da orada duyduğum bir projeydi. O andan beri de içindeyim.
Zumbarayı bir cümleyle nasıl anlatırsın?
Zumbara: Parasız zaman
Zumbarada ne yapabileceğini bilmeyen birine ne önerirsin?
Otursun bir düşünsün. Evi temizleyebilmek bir marifet. Birinin köpeklerini gezdirebilmek…Yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki, ne de olsa hepimizin saatleri eşit değerde. Bir örnek ile açıklarsak; bir yazılımcınında evini toplaması gerekir yada evcil hayvanını gezdirmesı. bunu onun için yapabilecek biri yazılımcıya kendi işini yapabilecek zaman kazandırır. Bir eşittir bir.
İnternetten satış uzmanlığı ve 3 top çevirme birbirinden ayrı alanlar. Nasıl bulaştın?
Jonglörlük benim hobim. Hobi olarak başladım ancak neredeyse profesyonelleşiyorum. Yani etrafımdakiler öyle söylüyor. Girişimci olduğum için de internet üzerinden, bulunduğum pazarlardaki ürünleri kendim tasarlayıp, üretip satıyorum. İnternette satış danışmanlığı buradaki tecrübelerimden geliyor.
Zumbarada almak ve vermek istediğin servisler neler?
Zumbara dünyasına verdiklerim ipte yürüme, modern ip cambazlığı, 3 top çevirme, orta seviyeye kadar her tarz tadilat ve Zumbarada en fazla ilgi gören servisim olan internet üzerinden satış danışmanlığı. Almak istediklerim ise ispanyolca öğrenmek, ingilizce pratik, üstatlardan diabolo öğrenme. Yazmadığım şeyler de var aslında. Mesela her türlü ürünün nereden ve nasıl üretileceği hakkında yönlendirme yapabilirim. Ama bu beni onlar kadar mest etmiyor. Şimdi aklıma geldi Kürtçe ile ilgili bir servis değişimi yapabilirim. Sonuçta anadilim nede olsa. Ayrıca ,bir kaç aydır KOSGEB’in girişimcilere 27.000TL hibe ettiği bir kredi var onunla ilgili çalışmaktayım. Bu destek hakkında bilgi almak isteyen kişiler ile de hizmet değişimi yapabilirim.
Yaptığın servis değişimlerinden bahseder misin?
Dünyayı kurtaran kadınlardanİlknur Urkun’a telefondan internet üzerinden satış danışmanlığı sevisi verdim. Buse İlunt’a 3 top çevirmeyi gerçekten öğrettim, sonunda çevirmişti:) Yaptıkları el iş ürünleri satmak isteyen İsmet Özün Güven’e internet üzerinden nasıl pazarlayabileceğini alattım. Çok eğlenceli idi Beyoğlu öğretmen evindeki buluşmamız. Bir ihtiyacına yardımcı olabildiğime inandığım için çok büyük bir keyif aldım. İsmet Abla’ya zorla Facebook hesabı açtıran kişi olmak da güzel bir duygu.  Mehmet Erkmen’e de internet üzerinden satış danışmanlığı servisi verdim. Şimdi de 3 top çevirmeyi öğrenmek isteyen iki arkadaş ile konuşuyoruz. Onlarla da buluşacağız.
Zumbaradaki servis değişimlerinden aklında kalan garip veya komik bir anın var mı?
İlk servis değişimimi telefon üzerinden İlknur ile yapacaktık. İlknur önceden blogabak diye tembihlemişti 🙂 ama ne olabilir ki dedim, aksam konuşurken bir göz atarım dedim.  Akşam oldu konuşmaya başladık, tabii ben ürünlere bakmamıştım. Aklımda hiç bir fikir yoktu satacağı ürünün ne olacağı hakkında. Konuşurken de arada bakıyorum ürünler nedir diye. Hııı iyiymiş dedim. Yenilikçi bir şey ama bu yeniliği telefonda keşfedince biraz komik oldu. Ama hemen toparladım. Sattığı şeye ne olduğundan ziyade herhangi bir ürün gibi bakarak, tecrübelerimi ona aktardım. Keyifli bir paylaşım oldu.
Zumbarada hangi servisi görmek istersin, bunu verebilecek kimseyi tanıyor musun?
Santur çalmak istiyorum. Zumbarada birisi vardı ancak sonra kendisi ile iletişimim koptu. Dünya gözü ile bir santur çalmak istiyorum bunun için de bir arkadaşımı Zumbaraya yönlendiriyorum şu an.Slackline’da bir şeyler öğrenebileceğim herhangi birisi olsun. İsim vermek gerekirse Andy Lewis.
İnsanların hangi davranışlarını gördüğün zaman kendini iyi hissediyorsun?
Yapmış olduğun şeye hak ettiği değeri verdikleri zaman. Mesela kuledibinde jonglör arkadaslar ile buluşup çeviriyoruz. Kenarda izleyen insanların çevirdiğin şeyin (top, lobut, diabolo v.s.) düşmesine konsantre olmak yerine çevirirken yarattığın estetiğe dikkat ettikleri zaman.
En son ne zaman kendini çok iyi hissettin?
Arka ayakları araba altında kalarak ezilen sokak kedisi için tüm İstanbul’u dolaşarak onun acısını dindirdiğimde.