Momo & Zumbara

Kasım 23, 2010

Zumbara’yı paylaştığım bir çok kişi aynı soruyu sordu bana: “Momo’yu okudun mu?” Okumamıştım ve soruyu soranların sayısı arttıkça, kitaba olan merakım da giderek artıyordu. Geçenlerde Taksim’de sahaflar festivali olduğunda, kitaplara bakınırken, bir kitabın altından çıktı Momo. Ve tabiki hemen aldım ve okumaya başladım. Evet, artık biliyorum neden Momo’yu okumuş olmam gerektiğini 🙂 Aşağıda kitaptan bir kaç parçayı sizlerle paylaşmak istedim. İlham olması dileği ile…

…Zaman yaşamın kendisiydi ve yaşamın yeri yürekti. İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe, zaman azalıyordu.

…Nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör bir insan için gök kuşağının renkleri, sağır bir insan için kuş sesleri nasıl boşunaysa, bütün bir yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün çarpmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.

…Momo kendine özgü dinleyişi ile onu dinlerken Beppo’nun dili çözülür ve sözcükleri yerli yerine otururdu: “Bak Momo” derdi, “Ne oluyor biliyor musun? Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki, insan bunun sonu gelmez sanıyor.”…”O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çabuk…Her seferinde önüne baktığında yol kısalır gibi olmuyor. Daha hızlı, daha gayretli, daha korkulu çalışıyorsun: sonunda nefesin kesilip güçsüz kalıyorsun. Ve cadde önünde upuzun duruyor…Caddeyi bütünüyle görüp düşünmemeli. Hep bir sonraki adımı, bir sonraki nefesi ve bir sonraki süpürgeyi…Ve hep bir sonra geleceği…O zaman zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır…Bir de bakarsın ki, adım adım bütün yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan ve yorulmadan…Önemli olan da budur.”

…Momo’nun arkadaşları da bu yeni uygulamadan kurtulamadılar. Mahallelerine göre birbirlerinden ayrı depolara kapatıldılar. Artık buralarda akıllarına estiği gibi oynamalarına olanak yoktu. Oyunları onlara bakıcıları öğretiyor ve bu oyunlar hep yararlı bir hizmet şeklinde oluyordu. Ancak böylece bazı şeyleri unutmaları gerekti. Neleri derseniz;sevinmeyi, hayal kurmayı ve heyecanlanmayı unuttular…

…Çeşit çeşit yalnızlık vardır. Momo’nunki çok az kişinin bildiği ve çok az kişinin dayanabileceği bir yalnızlıktı. Kendisini bir hazinenin içine kilitlemişler ve hazine her gün çoğala çoğala sonunda onu boğacakmış gibi geliyordu. Hiç bir çıkış yolu yoktu. Kimse ona ulaşamıyor ve o da kimseye varlığını gösteremiyordu. Dağ gibi bir zaman yığınının altında bunalmış kalmıştı…Öğrendiği bir şey vardı şimdi: Başkalarıyla paylaşılmayan zenginlikler insanı mahvediyordu.

…”Önceleri pek farkına varılmaz. Günün birinde insanın canı artık hiç bir şey yapmak istemez. Hiçbir şeyle ilgilenmez, kurur gider. Ve bu isteksizlik geçici değildir. Hatta giderek artar. Günden güne, haftadan haftaya daha kötü olur. Kendinden hoşlanmaz, içi bomboştur, dünyayla bağdaşamaz. Sonraları bu hisler de kalmaz, hiçbir şey hissetmez olur. Bütün dünyaya yabancılaşmıştır, kimse onu ilgilendirmez olmuştur. Ne kızgınlık duyar, ne hayranlık. Ne sevinmesini bilir, ne üzülmesini. Gülmeyi de ağlamayı da unutmuştur. Böyle bir insanın içi kaskatı kesilir. Artık hiç bir şeyi, hiç kimseyi sevemez. Bu durumda artık hastanın iyileşmesine olanak yoktur. Dönüş kalmamıştır. Bomboş, kül rengi bir yüzle, nefretle çevresine bakar, tıpkı duman adamlar gibi. Onlardan biri olup çıkmıştır. Hastalığın adına gelince, buna öldüren can sıkıntısı denir.”

…Büyük kentte çoktandır görülmeyen şeyler oluyordu. Yol üstünde oynayan çocukları gören şoförler, arabalarını durdurup onlara gülümseyerek bakıyorlar, hatta bazısı inip onlarla beraber top oynuyordu. Caddelerde karşılaşılan tanıdıklar durup hatır soruyor, ayaküstü biraz sohbet ediyorlardı. İşe gidenlerin, pencere önlerinde çiçekleri seyredecek veya küçük bir kuşa yem atacak kadar vakitleri vardı. Doktorlar hastalarıyla tek tek ilgilenmeye zaman ayırabiliyordu. İşçiler işlerini severek, huzur içinde yapıyorlardı. Çünkü kimse onları en kısa sürede en çok iş diye sıkıştırmıyordu. Herkes her şeye dilediği kadar zaman ayırıyordu. Çünkü artık bol bol zamanları vardı.

Reklamlar

2 Responses to “Momo & Zumbara”

  1. inti Says:

    Ayşegül bir de mommo’yu izlemediysen izle.

    mommofilmi.com/


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: